Süreç

Pençe Kilit.. ‘Coğrafyanın Sırrı’

Irak kuzeyi bugün Pençe Kilit operasyonlarının yapıldığı bölgedir.

Pkk terör örgütünün inleri de bu bölgededir, Barzani bölgesindedir.

Bu bölge aynı zamanda İsrailoğullarının Babil’e sürgün bölgesidir.

İsrail resmi kaynakları diyor ki:

“İ.Ö. 586’da ilk Tapınak’ın yıkılmasından sonra olan Babil’e sürgün ediliş, Yahudi Diasporası’nın başlangıcını teşkil eder.

Orada, Yahudilik anavatanın dışında bir dini çerçeve ve hayat tarzı geliştirmeye başlanır, böylece halkın milli devamlılığı ve manevi kimliği temin edilir, bir millet olarak onun geleceğini korumak için yeterli hayatiyet kazandırılır[1]”.

Babil, günümüzdeki Irak’tır.

Peki, Yahudiler için neden bu topraklar seçilmişti?

Osmanlı hakimiyet alanında en zengin bölge, Anadolu’dur.

Anadolu bütün gücünü toprağı, suyu ve üzerinde yaşayan insanların yapısından alır.

Her uygarlığın iz bıraktığı bu bölge, dinsel ve etnik temelde farklı kimlikleri barındırır.

Üç kıtayı birbirine bağlayan yollar üzerindedir. Zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Kafkas ile Basra Körfezi arasında yer alır, bir ucu da Avrupa’ya uzanır.

Öylesi bir stratejik özelliğe sahiptir ki, iki Türk Beyi -Şah ile Sultan- arasında savaşlara dahi neden olmuştur.

Uzak tarihi de böyledir; uygarlıkların kesiştiği, dinlerin doğduğu güçlü bir coğrafya…

Kaynakları bir yana, coğrafyası itibariyle Kafkaslar’daki enerji havzalarına çıkış noktasıdır.

 Arada kalan Doğu Anadolu, hem kuzeyi hem de güneyinde ortaya çıkan her sorundan etkilenir, kimi zaman sorunun bir parçası haline dönüşür.

Bu resmiyle Güneydoğu, Türkiye için hayati önem taşır. 

Türkiye’den bu resme bakıldığında, Doğu Anadolu demek acı demektir, hem yaşayan hem de katlanan için. Çünkü Doğu’dan gelen her haber terör olarak görülür ancak bu terörün çıkış noktasının Barzan olduğu pek akla gelmez ya da getirilmez.

Oysa gerçek budur;  sorun, Doğu Anadolu değil, onun güneyinde yer alan Barzan coğrafyasındadır.

Barzan, bugünkü Irak’ın kuzeyinde yer alır.

Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı olduğunu söyleyen ya da “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor” sloganlarıyla Türkiye gündemine oturan Mesud Barzani’nin yönetim alanıdır.

Burası, bilinen antik Mezoptamya’nın yukarı kısmıdır. Musul bölgesini de içine alan Mezopotamya, milattan önceki yıllarda Asur ve Babil’e ev sahipliği yapmış bir antik coğrafyadır. 

Önce Asur, ardından Babil, nihayetinde Perslerin işgaline uğrayan bu bölgede, antik İsrail ve Yahuda Krallıkları yıkılır, çok sayıda Yahudi Musul bölgesine sürülür. Dolayısıyla bölgede Yahudi ve Hıristiyanlığın derin izleri vardır ve sürmektedir.

Bir araştırmaya göre; Nuh’un evlatları Babil Kalesi yapılıncaya kadar bu sahrada yaşamış, çoğalmış ve buradan dünyaya yayılmıştır[2].

Hz. Ömer halife iken, 637-638 yıllarında, Iraz b. Ganem komutasında bölgeye gelen sahabeler tarafından İslam alemine katılır. Emeviler ve Abbasiler, bölgenin hakimleri içerisinde sayılır.

Bu bölgede, Tolunoğulları (867), Mısır ve Suriye’deki İhşitoğulları (934), ardından Büyük Selçuklu ve Atabeyler hüküm sürmüştür.

12. yüzyılda Eyyubiler, hemen ardından Celayirliler, Harzemşahlar, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Safeviler de zaman zaman bölgeye hakim olmuştur.

1515-1516 arası, bu bölge Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiş, Kanuni Sultan Süleyman devrinde de yeniden imar edilip kalkındırılmıştır.

Bölgede kalıcı bir idari yapı, 1514 Çaldıran Savaşı ile ortaya çıkar.

Yeni düzende oluşturulan beylikler, emirlikler, sancaklarla birlikte yeni yerel hakimlerin isimleri de tarihe yazılır.

Son beş yüz yıldır hakim olan bu güçler, Doğu Anadolu bir yana, güneyde şöyle sıralanır ve okunur:

“Baban, Soran ve Bedirhan”.

Bu coğrafyada her şey, sayılan bu üç hakimle isim alır; coğrafya, beyzadeler, emirlikler, isyanlar, hatta sonraki dönemlerde ortaya çıkan şeyhler, şıhlar, seyitler ve Mollalar…

Osmanlı devrinde bu hakimlerin bölgesi tek vilayetle yönetilir: Musul.

Musul başta merkez olmak üzere, Süleymaniye ve Kerkük sancaklarıyla vilayet bölgesinin idari yapısını çizer.

Günümüz Barzanileri, Musul vilayetinin bir sakinidir, merkezleri olan Barzan da bu vilayetin bir köyüdür.

Irak’a yaşam veren Dicle ve Fırat havzalarını içinde barındıran Barzan coğrafyası, aynı zamanda, El Cezire adı ile de tanınır.

Üç ana bölgede yer alır; kuzeyde Diyar-ı Bekir( Amid), doğuda Diyar-ı Rabia (Nusaybin), batıda Diyara-ı Mudar (Harran).

O dönemlerde Musul Merkez Sancağı’na, Seyhan ve Aşayir-i Seb’a olmak üzere iki kaza ve 506 köy bağlanmıştı.

7.714 hane olan Musul içinde, birer Keldani, Süryani, Musevi okulu ve sıbyan mektebi, 12 medrese, 4 tekke ve zaviye, 17 kilise ve manastır ile bir de patrikhane bulunuyordu[3].

1895 nüfus sayımında bu bölgede 2.388; 1906 sayımında ise 2.071 Yahudi nüfusu sayıldı. Ayrıca, merkezde 129 cami ve mescid inşa edildi.

Musul Sancağı’na bağlı diğer kazalar ise şöyle: İmadiye, Akra, Zibar, Duhok, Zaho ve Sincar.

Barzanilere ev sahipliği yapan Barzan köyü bu coğrafyanın bir üyesi.

Mesud Barzani, “Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi” adlı kitabında  Barzan’ı şöyle  tarif ediyor:

“Barzan bölgesi, Erbil vilayetine bağlı olarak Irak Kürdistanı’nın kuzeyinin en uç noktasında yer alır. Bölgenin merkezi Mergesor kazasıdır. Kaza üç nahiyeden oluşur; Mergesor, Barzan ve Şirvan. 400 köyden oluşan bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır…

Barzani’nin iki cilt olarak okurlara sunduğu bu kitabında geçen, Barzan ve Barzani aşiretinin yaşamış olduğu bütün coğrafya işte budur; Mergesor ve Zibar…

Böylesi bir coğrafyada bir Barzan’ın anlamı nedir?

Sayılan tüm stratejik özelliklerinin yanı sıra Barzan, Tevrat’ta geçen Peygamber Ezra’nın yaşadığı bölgedir. Ezra’nın üstün Yahudi toplumunu yarattığı ve Tevrat’ı yazılı hale getirdiği coğrafyadır.

Dünyada ne kadar Yahudi ayak izi var ise, en derin izlerin burada yer aldığı söylenebilir.

Bu noktada Barzan demek; hem stratejik kaynak alanı hem de teo-stratejik kutsal izlerin bulunduğu bölge demektir.

Bugün Barzan’da Barzanilerin yaşadığı söylenir, ancak bu Barzaniler kimdir, henüz bilinmez…

Sonuçta Barzan şöyle okunur: 

Musul Sancağı’na bağlı bir köy. Ancak, o yıllarda bu coğrafyanın hakimleri olan Baban, Bedirhan ve Soran aşiretleri içerisinde sayılmayan bir köy.

Peki, beş yüzyıldır hüküm süren beyzadeler varken, bu Barzaniler nasıl oldu da günümüzde telaffuz edilen bir gücün sahibi haline gelebildi? 

İşte mesele bu.

‘CEMAAT VE BARZANİ’/ YANLIŞ İTTİFAK

[1] İsrail Enformasyon Merkezi, İsrail Hakkında Gerçekler, s.11-13, Kudüs, 2008.

[2] Osmanlı Yönetiminde Irak ve Suriye, Prof. Dr. Remzi Kılıç, s. 45, İdeal Yayınları, 2011.

[3] Suat Akgül, Musul Sorunu ve Nasturi isyanı, s. 2, Berikan Yayınları, 2001.

Sarızeybek Haber

Erdal Sarızeybek, Emekli Albay, araştırmacı yazar. Terör ve siyaset üzerine yayımlanmış 16 eseri bulunmaktadır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu