Beyler Coğrafyasında.. ‘Barzan Nedir’
Beyler Coğrafyasında Bir Barzan Köyü..
İsrail resmi kaynakları diyor ki:
“İ.Ö. 586’da ilk Tapınak’ın yıkılmasından sonra olan Babil’e sürgün ediliş, Yahudi Diasporası’nın başlangıcını teşkil eder. Orada, Yahudilik anavatanın dışında bir dini çerçeve ve hayat tarzı geliştirmeye başlanır, böylece halkın milli devamlılığı ve manevi kimliği temin edilir, bir millet olarak onun geleceğini korumak için yeterli hayatiyet kazandırılır”.
Babil, günümüzdeki Irak’tır.
Tevrat diyor ki:
“Ey Kudüs, seni unutursam, sağ elim işlemez olsun. Seni hatırlamazsam, seni en yüksek sevincimin üstünde tutmaz isem, dilim damağıma yapışsın…”
Peki, neden bu topraklar seçilmişti?
Osmanlı hakimiyet alanında en zengin bölge, Anadolu’dur.
Anadolu bütün gücünü toprağı, suyu ve üzerinde yaşayan insanların yapısından alır. Her uygarlığın iz bıraktığı bu bölge, dinsel ve etnik temelde farklı kimlikleri barındırır.
Üç kıtayı birbirine bağlayan yollar üzerindedir. Zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Kafkas ile Basra Körfezi arasında yer alır, bir ucu da Avrupa’ya uzanır.
Öylesi bir stratejik özelliğe sahiptir ki, iki Türk Beyi -Şah ile Sultan- arasında savaşlara dahi neden olmuştur.
Uzak tarihi de böyledir; uygarlıkların kesiştiği, dinlerin doğduğu güçlü bir coğrafya…
Bölgenin bu güçlü yapısına karşın, özünde sorun yoktur.
Sorun, güneye inildikçe ortaya çıkar. Buradaki paylaşılamayan zengin kaynaklar sorunların temelinde yatar.
Toplumun aşiret yapısı içerisinde çatışmalar hiç eksik olmaz. Bunu, din ve etnisite temelindeki hakimiyet çekişmeleri izler.
Kaynakları bir yana, coğrafyası itibariyle Kafkaslar’daki enerji havzalarına çıkış noktasıdır. Arada kalan Doğu Anadolu, hem kuzeyi hem de güneyinde ortaya çıkan her sorundan etkilenir, kimi zaman sorunun bir parçası haline dönüşür.
Doğu’dan gelen her haber terör olarak görülür; ancak bu terörün çıkış noktasının Barzan olduğu pek akla gelmez ya da getirilmez.
Oysa gerçek budur; sorun, Doğu Anadolu değil, onun güneyinde yer alan Barzan coğrafyasındadır.
Barzan, bugünkü Irak’ın kuzeyinde yer alır.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı olduğunu söyleyen ya da “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor” sloganlarıyla gündeme gelenn Mesud Barzani’nin yönetim alanıdır.
Osmanlı için Barzan, Musul vilayet bölgesidir.
1515-1516 arası, bu bölge Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiş, Kanuni Sultan Süleyman devrinde de yeniden imar edilip kalkındırılmıştır.
Bölgede kalıcı bir idari yapı, 1514 Çaldıran Savaşı ile ortaya çıkar.
Yeni düzende oluşturulan beylikler, emirlikler, sancaklarla birlikte yeni yerel hakimlerin isimleri de tarihe yazılır. Son beş yüz yıldır hakim olan bu güçler, Doğu Anadolu bir yana, güneyde şöyle sıralanır ve okunur:
“Baban, Soran ve Bedirhan”.
Bu coğrafyada her şey, sayılan bu üç hakimle isim alır; coğrafya, beyzadeler, emirlikler, isyanlar, hatta sonraki dönemlerde ortaya çıkan şeyhler, şıhlar, seyitler ve Mollalar…
Osmanlı devrinde bu hakimlerin bölgesi tek vilayetle yönetilir: Musul.
Günümüz Barzanileri, Musul vilayetinin bir sakinidir, merkezleri olan Barzan da bu vilayetin bir köyüdür.
Mesud Barzani, “Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi” adlı kitabında Barzan’ı şöyle tarif ediyor:
“Barzan bölgesi, Erbil vilayetine bağlı olarak Irak Kürdistanı’nın kuzeyinin en uç noktasında yer alır. Bölgenin merkezi Mergesor kazasıdır. Kaza üç nahiyeden oluşur; Mergesor, Barzan ve Şirvan. 400 köyden oluşan bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır…
Altmışlı yılların sonlarında yapılan nüfus sayımına göre bölgenin nüfusu 35-40 bin civarındadır. Bölge dağınık ve engebelidir. Ulaşım güçlükle yapılır. Bölgeyi batıdan Zape Mezin (Büyük Zap) nehri böler ve Barzan köyünün güneyinden geçer.
Barzani’nin iki cilt olarak okurlara sunduğu bu kitabında geçen, Barzan ve Barzani aşiretinin yaşamış olduğu bütün coğrafya işte budur; Mergesor ve Zibar…
Böylesi bir coğrafyada bir Barzan’ın anlamı nedir?
Sayılan tüm stratejik özelliklerinin yanı sıra Barzan, Tevrat’ta geçen Peygamber Ezra’nın yaşadığı bölgedir.
Ezra’nın üstün Yahudi toplumunu yarattığı ve Tevrat’ı yazılı hale getirdiği coğrafyadır.
Dünyada ne kadar Yahudi ayak izi var ise, en derin izlerin burada yer aldığı söylenebilir. Bu noktada Barzan demek; hem stratejik kaynak alanı hem de teo-stratejik kutsal izlerin bulunduğu bölge demektir.
Bugün Barzan’da Barzanilerin yaşadığı söylenir, ancak bu Barzaniler kimdir, henüz bilinmez…
Sonuçta Barzan şöyle okunur: Musul Sancağı’na bağlı bir köy.
Yine o yıllarda bu coğrafyanın hakimleri olan Baban, Bedirhan ve Soran aşiretleri içerisinde sayılmayan bir köy.
Peki, beş yüzyıldır hüküm süren beyzadeler varken, bu Barzan nasıl oldu da günümüzde telaffuz edilen bir gücün sahibi haline geldi?
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı Yazar
Kitap:
Yanlış İttifak/Cemaat ve Barzani



