Van/Zeve.. ‘1915’te Ne Oldu’
1915’te Çanakkale’yi geçemeyenler bu kez Doğu Anadolu’da Rus işgalini desteklemek için Osmanlı’ya karşı isyan çıkardı.
İşin aslı Osmanlı tarihinde siyasi ve silahlı Ermeni hareketlerine sıkça rastlanmış ve bu başkaldırılar ayrılıkçı siyasal Kürt hareketinden çok daha önceleri ortaya çıkmıştır:
Hınçak örgütü(1877); Taşnaksutyun örgütü(1890);
Van’da İttihat ve Halas Cemiyeti(1872);
Muş’ta Hakkı Sever Şirketi(1880);
Erzurum’da Silahlılar Cemiyeti ile Ermenistan’a Doğru Cemiyeti(1880) ve Karahaç Cemiyeti(1882) gibi örgütler kurulmuş ve Ermeni komitacılarının desteğinde Anadolu’da sürekli iç karışıklıklar çıkardılar.
1890’da Erzurum’da başlatılan ayaklanmaları, Kayseri-Yozgat-Merzifon(1892), I. ve II. Sason (1894-1904), Zeytun(1895) ve Van’da çıkarılan ayaklanmalar(1896) izlemiş ve Osmanlı Bankası’na yönelik bombalı eylem(1896) ve Adana ayaklanması(1909) da sayılan Ermeni eylemleri içerisinde yer aldılar.
Bu Ermeni isyanları İngiliz arşivlerindeki gizli raporlara şöyle yanıyor:
‘4 Mart 1896, Van’daki İngiliz Viskonsolosu C.H. Williams’tan Büyükelçi Sir P. Currie’ye… Van’da Taşnak ihtilal komitesinin 400 kadar üyesi var. Hınçakların da yaklaşık 50 üyesi var. Bunlar burada terör estiriyor. Saldırıları ve çılgınlıklarıyla Müslüman halkı kışkırtıyorlar. Bu gidişin tehlikeli olduğuna Ermeni piskoposunun dikkatini çektim… Geçen yıl yaşanan korkunç olayların asıl sorumluları da bu örgütlerdir.’[1]
Olaylar hiç hız kesmedi; 1912’de Bitlis, Diyarbakır ve Elazığ’daki Ermeniler 200.000’in üzerinde imza toplayarak Rus uyruğuna geçmek istediler.
Bu isteğin ardındaki neden, Bitlis’in Rusya Konsolosu 24 Aralık günlü raporunda şöyle açıklıyor;
‘Ermeniler gece silahlanarak Müslümanların taşınmaz mallarını kendi aralarında paylaşmaktaydılar. Çünkü Rus askerleri gelince Müslümanların güneye çekileceklerini bekliyorlardı.’[2]
Oysaki aynı Rusya, 4 Temmuz 1903 tarihli bir buyrukla Ermeni kiliselerinin mallarını hükümetin yönetimine vermiş ve Ermeni okullarında Rusça okutulmasını kararlaştırmış olan Rusya idi. 1905’te de Ermenileri ezen Rusya, 1909’da 4.000 Ermeni’yi tutuklayıp 3.000 Ermeni’yi sürgün etmişti.
Ermenileri baş düşmanı olarak gören Rusya, Osmanlı ordusundan kaçan bu Ermenileri kendi silahlarıyla bir kat daha donatmış ve özel çeteler kurarak Osmanlı’ya karşı geri göndermişti. Buna karşın -belki de sonucunun bir felaket olacağını bile bile- aynı Ermeniler Büyük Savaş’ta yine Rusya’nın yanında yer aldılar.
Kısaca, Ermeni hareketi yeni ortaya çıkmış bir başkaldırı değil tarihsel kökleri olan bir süreçti, Büyük Harp yıllarında, 1915, yeniden ivme kazanmıştı, hepsi o kadar…
///
Birinci Dünya Harbi’nde seferberliğin ilanı üzerine Osmanlı’ya karşı Rusların yanında savaşmak için Erzurum’daki Ermenilerin %75’i İran üzerinden Rusya’ya geçtiler.
İlk Ermeni isyanı 1914’te Zeytun bölgesinde başlatıldı; Ermeni çeteleri açıktan açığa hükümete karşı direniyordu. Askerlik çağrısına gitmedikleri gibi askere gitmek isteyen Müslümanların önünü kesiyor, öldürüyor ve mallarını yağmalıyordu. Buna karşı yapılan askeri harekatta 25 er şehit düşmüş, 34 er ise yaralanmıştı.
Sonuçta 700’den fazla çeteci yakalandı ve Tekke Manastırı’na kapatıldı.
Ardından Kayseri’deki Ermeni çetelerinin ayaklanma teşebbüsü geldi…
Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’nın araştırmalarına göre, Hınçak Komitası Paris Genel Merkezi Başkanı Sabah Gülyan Kayseri’ye gelerek bir hafta kalmış ve bir ayaklanma planı hazırlayarak 13 yaşındaki çocukların bile silahaltına alınmasını istemişti.
Amerika’da ‘Kayserililer Yardımlaşma Derneği’ adı altında bir dernek kurulmuş ve bölgeye ticaret mal denkleri arasında silah ve cephane gönderiliyordu. Ancak isyan hazırlığı önceden haber alındı ve söz konusu bomba, silah ve cephaneye el konularak hareketin büyümesi önlendi.
İç Anadolu’daki Ermeni çete eylemleri de hiç durmadı.
Aynı süreçte Bitlis, Erzurum, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Yozgat ve Van’da da Ermeni komitacıları hareketlendiler. Eylemleri genel olarak karakol ve devriyelere saldırı, haberleşme hatlarına sabotaj, Ruslar için casusluk, bombalama, halkı kışkırtma ve yer yer ayaklanmalarla kendini gösteriyordu.
Bu sırada Ruslar, Kasım 1914’te Kars’ı geçmiş, Ağrı’yı işgal etmiş, Sarıkamış’tan sonra Erzurum-Van istikametinde ilerleyişini sürdürüyordu. Sarıkamış başarısızlığında yeterince dikkate alınmayan kış koşulları etkili olduğu gibi, Ermeni olaylarının da etkisi vardı.
Talat Paşa, Osmanlı’yı Ermeni tehcirine zorlayan nedenleri ABD büyükelçisine şöyle açıklıyor;
‘Ermenilere karşıtlığımız üç noktadadır: İlk olarak Ermeniler Türklerin zararına olarak kendilerini varlıklı yaptılar; ikinci olarak bizi yargılamaya ve ayrı devlet kurmaya kalktılar; üçüncü olarak, açıkça düşmanlarımızı yüreklendirdiler. Kafkasya’da Rusları desteklemişlerdir. Sarıkamış başarısızlığımız geniş ölçüde Ermenilerin eylemleriyle açıklanabilir. Bu nedenlerle savaş son bulmadan onları güçsüz bırakmaya kesin kararlıyız.’[3]
///
Büyük ayaklanma ise 20 Nisan 1915’te Van’da başladı.
Akdamar Adası’ndaki Rahipler Okulu karargah idi.
1915 yılı Şubat ayında, Tımar bucak merkezinde koyun sayımı yüzünden çıkan ayaklanmayla olayların önüne artık geçilemedi; sayıları 5.000’i bulan Ermeniler saldırıya geçtiler. Osmanlı Bankası, Genel Dış Borçlar Yönetimi, Tekel, Posta-Telgraf ve hükümet binalarına bombalar atılarak Müslüman mahalleler ateşe verdiler.
700 kişilik ayrı bir Ermeni komitacı Van Kalesi’ne saldırmış, hükümet kuvvetlerinin bu noktada savunmaya geçmesiyle çatışmalar Nisan ayı sonuna kadar sürdü.
Ermeni mevzilerinde bulunan ve üzerinde‘öç’ yazısı bulunan Ermeni kalpakları ile Rus ve Fransız şapkaları olayların ardındaki tarihsel süreci iyi anlatıyordu.
Böylesi bir ortamda, 27 Mayıs 1915’te, günümüzde çok konuşulan Ermenilerin tehcir edilmesi kararı çıkarıldı.
Kararın gerekçesi şuydu;
‘Savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan Ermenilerin bir kısmı ordunun harekatını zorlaştırır davranışlarda bulunmakta, halk saldırmakta ve isyancılara yataklık etmektedirler. Bu yüzden Van, Bitlis, Erzurum vilayetleriyle Adana, Mersin, Osmaniye ve Kozan kazaları, Maraş’ın merkezi dışında Maraş Mutasarrıflığında, Halep vilayetinde, İskenderun, Antakya kazalarında oturan Ermenilerin yerleri değiştirilecektir. Bunlar, Musul ve Zor mutasarrıflılıklarının Van vilayetiyle bitişik kuzey kısımlarına, Halep vilayetinin doğu ve güneydoğusuna ve Suriye vilayetinin doğusuna nakledileceklerdir’[4].
Savaş koşullarında yaşanan bu toplu nakil trajik olaylara kapı araladı, tehcir sırasında birçok Ermeni hayatını kaybetti.
Ancak bunun günümüzde dile getirildiği gibi bir soykırım olduğunu söyleyebilmek zordur. Çünkü soykırım düşüncesinde olan bir devletin bu tehciri hem resmi kayıtlarına alması hem de topluca kıyım yapması arasında mantıklı bir bağ kurulabilmesi akıl ötesidir.
27 Mayıs 1915’te çıkan yasayla başlayan Ermeni tehcirine, Ekim 1916’da son verildi.
Öte yanda, göç kararının alınmış olması Osmanlı Devleti’ne karşı düşman tarafına geçen Ermeniler üzerinde hiçbir etki yapmadı; II. Meşrutiyet Meclisi’nde Kozan milletvekili olan Hamparsum Boyacıyan ‘Murat’, Erzurum milletvekili olan Karakin Pastırmacıyan ‘Armen Garo’, Van milletvekili olan Vahan Papazyan (…) takma adlarıyla çetebaşılığı yaparak eylemlerini sürdürdü.
Buradaki Vahan Papazyan, 1927’de, Türk Milletinin düşman ilan eden Ermeni Taşnaksutyun örgütünün temsilcisi olarak Bedirhan ve küçük Seyit Tahalarla birlikte Suriye’deki Hoybun örgütünü kuracak olan Vahan Papazyan’dır.
Ermeni isyanları Büyük Harp sonrasında da sürecektir. İngiltere, Rusya ve Fransa gibi ülkelerin süregelen bağımsız devlet vaatleri ile aynı Ermeniler hem Osmanlı’ya hem de Cumhuriyet’e karşı bir siyaset izleyecektir.
///
Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’nın tespitleriyle Ermeniler, bu bölgede hiçbir zaman egemen bir öge olamadılar. Yalnız nerede, hangi devletlerin egemenliklerinde yaşamışlarsa, orada sevilen bir öge karakteri taşıdılar, yetenek ve becerileriyle bağlı oldukları yönetimlerin değerli bir parçası durumunda varlıklarını korumayı başardılar.
Kurtuluş Savaşı kahramanı Kazım Karabekir Paşa’nın anılarında da Ermeniler oldukça önemli bir tutuyor.
Karabekir Paşa, bin yılı aşkın bir süredir birlikte yaşadığımız Ermeniler’in sevimli ve sempatik özelliklerini çok samimi bir dille bakınız nasıl ifade ediyor;
“Van’ın ‘Şahın Bağları’ vardı. Dünyanın en nefis üzümleri burada yetişirdi. Bu bağları ilk ortaya çıkaranın Karamanlı hemşehrilerimiz olduğunu babam anlatırdı. Sultan Fatih pek sık ve çok olan Karaman halkından bir kısmını Rumeli’nde Manastır ve Debre dolaylarına ve Anadolu’dan Van’a göç ettirmekle, siyasi olduğu kadar da oraların her hususta terakkisine ve kalkınmasına sebep olmuş. İşte meyvecilik ve üzümcülükte öteden beri pek mahir olan Karamanlılar Van’ı cennete çevirmişlerdi. Hala Karaman’dan gelen ailelerin torunları burada tanınmış ailelerdir.
Bizi birkaç kere Şahın Bağları’na götürdüler. Geniş bir saha. Herkesin servetine göre birkaç uzun arkı da vardı. Arklar arasındaki yüksek toprak kısmı iki sıra üzüm çubukları. Bu sıraların biri bazan bir Türk’ün diğeri de bir Ermeni’nin. Arada ne çit var ne duvar. Bizi davet eden Türk’tü. Onun tarafında üzüm salkımlarını koparırken, yandaki arktan da Ermeni kızları yanlarında erkek olmaksızın sepet sepet üzüm topluyorlardı. Bize güzel salkımlar da verdiler ve konuştular. Türk’ü Ermeni’si bir arada üzüm topluyordu. Bunlar sanki o cennet köşesinin müşterek sakinleriydi. Ne kaba bir hareket, ne ahlaksızca laf atma görülmüyor ve işitilmiyordu.”
Böylesine duygu dolu satırlardan sonra Kazım Karabekir Paşa, Ermeniler hakkındaki düşüncelerini şu çarpıcı sözlerle tamamlıyor;
‘İşte bu melekler gibi yaşayan bu halktır ki, Avrupa siyasetine kurban olarak birbirini boğazlayacak ve birbirinin evini barkını yakacaktır. İşte meşhur kutup kaşifi Nansen de,Cemiyet-i Akvam murahhas üyesi olarak bir heyetle,1926’da, Ermenistan’ı dolaştıktan sonra, yazdığı eserin sonunda şu sözleri söylemek zorunda kalacaktı;
‘Avrupa politikasına karıştırılan Ermeni halkına yazık oldu. Bir Avrupalı diplomatı tarafından adının hiç ağza alınmaması kendisi için daha hayırlı olurdu.”
Ama Avrupalı diplomatlar Ermenileri dillerine dolayacak ve bu da Ermeniler için hiç de hayırlı olmayacaktır.’[5]

///
Van’da Ermeni isyanı sürerken, Hakkari bölgesinde bu kez Nesturiler ayaklandılar.
Nesturi olaylarının da ayrı bir tarihsel süreci vardı, Büyük Harp’te yeni ortaya çıkmış bir isyan değildi…
Nesturilerin Rusya desteğinde ayrı bir devlet kurma hayalleri 1910 yılına kadar gidiyor. Nesturi Patriği Marşamun Benyamin, İran’daki Rus Konsolosluğu ile bu amaçla irtibata geçmiş ve Rusya’nın himaye ve kontrolü altında yaşamak istediklerini ifade etmişti.
Rusya, o koşullarında bu talebe ihtiyatlı yaklaşmış olsa da destek vermiş, 1911’de Salmas, 1912’de Tergevar, 1913’te Salduz ve 1914’de Merger ve Bıradost’ta yaşayan Asuriler Rus Selefyan Kilisesi’ne katılmıştı.
Van’daki Ermeni ayaklanmasını fırsat bilen işte bu Nesturiler ayaklanmıştı.
10 Mayıs 1915’te, Patrik Marşamun bir açıklama yaparak, Osmanlı’ya karşı 20.000 Nesturi’yle Rusların ve İngilizlerin safında savaşacağını ilan etti.
Ruslar bu Nesturilerle ‘keşif kolları’ ve ‘avcı taburları’ oluşturdular. Çıkardıkları isyanda, bölgede yerleşik çok sayıda Kürt’ü katlettiler. Bunun üzerine Osmanlı, bölgedeki Kürt aşiretlerinin de desteğini alarak karşı bir harekata girişti. İsyanı bastırmakla görevli Türk birliği, kısa sürede bölgeye hakim oldu; Talo ve Altu bölgesinde bulunan asi Nasturiler tamamen etkisiz hale getirildi.
Dr. Suat Akgül’ün şu tespitleri, Büyük Harp’te Kürtlerin kimden yana tavır almış olduğunu görebilmek açısından önemlidir;
‘Bu tenkil harekatı sonunda asi Nasturilerden 1.200’ü ölmüş, 60.000 hayvanı da telef olmuştur. Türk birlikleri ise 18 şehit vermiştir. Bu şehitlerin tamamı Kürt ahvadındandır’. Rusya hesabına çalışan Kürt ayrılıkçısı ve resmi Rus ajanı Abdürrezzak Bedirhan’ın Türk devleti aleyhine yürüttüğü faaliyetler de bu döneme rastlamaktadır.[6]
///
Ruslara gelince…
Birinci Dünya Harbi’nde Rusların iki amacı vardı: İlki, Boğazları ele geçirmek; ikincisi ise, Akdeniz’e açılmaktı.
Rus ordularının Anadolu’yu işgal stratejisine bakıldığında bu amaçlar görülüyor: Erzurum-Erzincan hattından Anadolu’nun kalbini vurmak; Bağdat-Musul-Diyarbakır-Harput-Malatya hattı üzerinden İskenderun- Mersin’e ulaşmak. Bu amaçla Ruslar bir koldan Erzurum’a doğru ilerlerken, diğer bir koldan da Hakkari-Musul istikametinde işgali sürdürmüştü.
7 Mayıs 1916’da, Ruslar dört tabur, 11 süvari bölüğü ve altı top ile Helena[7] gediğine saldırdılar. Taburlardan biri Baykal Kazak livasıdır, bir de Nesturi müfrezesi vardır. Helena Gediğini geçen Rus askeri, aynı gün Besusin[8]’e vardı ama Zinabar’ı geçemedi, orada kaldılar.
Bir başka Rus kolu ise Yüksekova-Oramar(Dağlıca) yolu üzerinden Revanduz’a kadar ilerlerdi ama orada güçlü bir aşiret direnişi ile karşılaştılar.[9]. Rusları bu noktada durduran Musul vilayet bölgesindeki en güçlü Kürt aşireti Berzencilerin lideri Şeyh Mahmud oldu.
Sonrasında Ruslar, 1917 Bolşevik ihtilali nedeniyle bu bölgelerden tamamen çekildiler. Aynı bölgedeki Ermeni-Nesturi ayaklanmaları da bastırıldı.
Osmanlı kuvvetlerine bu bölgede yardım eden Şeyh Mahmud Berzenci daha sonra bu Rus savaşı sırasında talan yapmakla suçlanacaktır. Buna kızan Şeyh, Rus cephesinden çekilecek ve Süleymaniye’ye geri dönecektir[10] ama sonrasında İngiliz oyunlarına düşerek Irak kuzeyinde kendini Kürdistan Hükümdarı ilan edecek, gerçeği gördüğünde ise iş iştan geçmiş olaraktır.
///
Bir bütün olarak 1915 Ermeni ayaklanmasına bakıldığında, Doğu cephesindeki isyanların tek elden sevk ve idare edilmiş örgütlü bir başkaldırı olmadığı görülüyor; Ermenilerin daha ziyade bölgedeki Rus işgaline destek olmak için ortaya çıktıkları açık. Çete eylemleriyle Müslüman halkı öldürmek ve sindirmek, geri bölge eylemleriyle Osmanlı ordularını güç duruma düşürmek gibi amaçlarla hareket etmiş oldukları da anlaşılabiliyor.
Bu şekliyle Ermenilerin Rus desteği ve yardımıyla kurulması olası bir ayrı ya da özerk bir devlet peşinde koştukları da görülüyor.
Müslüman hakla yaptıkları mezalimlere gelince, birlikte yaşadıkları insanlara karşı içten içe nasıl bir kin ve nefret beslemiş olduklarını, fırsatı buldukları anda bu ilkel güdülerle canice hareket etmiş olduklarını işaret ediyor.
Bu tabloya bir bütün olarak bakıldığında, Doğu cephesinde Osmanlı’ya karşı bir Kürt isyanı yoktur, aksine Osmanlı’yla birlikte hem Ruslara hem de Ermeni-Nesturi çetelerine karşı savaştıkları açık.
Yani?
II. Meşrutiyetle başlayan Bedirhanlar, Babanlar, Barzaniler ve Seyit Abdulkadir’in yüzyıl boyunca Anadolu’da ekmeye çalıştığı ayrılıkçı tohumlar kendine uygun bir toprak bulamadı ama ardına tıpkı Ermeniler gibi küresel güçleri alarak aynı akıbete sürüklenen ayrılıkçı siyasi Kürt hareketi burada durmayacaktır…
İhtimaldir ki.. Dün keşke Yunan galip gelseydi diyen bir zihniyet.. Bugün keşke Çanakkale de geçilseydi diyebilir. İtibar etmeyiniz. Tarih, kendinden ders almasını bilmeyenler için tekerrür edecektir.

Kaynak: Büyük Suikast/ Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz
[1] Şimşir, ‘Kürtçülük’, cilt I, s. 219.
[2] Nurşen Mazıcı, ‘Ermeni Sorunu’nun Kökeni’, s. 91, Pozitif Yayınları, 2007.
[3] Age, s. 105.
[4] Age, s. 102.
[5] Kazım Karabekir, Ermeni Dosyası, s. 14,Emre Yayınları No: 28, Yakın Tarih Dizisi No: 17, Ocak 1995.
[6] Suat Akgül, Musul Sorunu ve Nesturi İsyanı, s. 70, Berikan Yayınları, 2001.
[7] Helena: Hakkari/Şemdinli Alan köyü ve karakolunun eski adı.
[8] Besusin; Şemdinli/ortaklar köyünün eski adı.
[9] Muzaffer İlhan Erdost, ‘Şemdinli Röportajı’, s. 40, Onur Yayınları, 1987.
[10] Refik Hilmi, ‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’, s. 18, Nujen Yayıncılık, 1995



