İngiliz Oyunu.. ‘Şeyh Mahmud Berzenci’
Şeyh Mahmud Berzenci..
Ayrılıkçı siyasi Kürt hareketinde Şeyh Mahmud’un yerini görebilmek için, 1918 İngiliz işgaliyle Irak kuzeyinde ortaya çıkan süreci izlemek gerekiyor. Çünkü bu siyasi sürecin Kürt kişiliği olan Şeyh Mahmud ile Musul sorunu birbiriyle bağlantılıdır.
Öte yanda..
Şeyh Mahmud’un hem kişiliği hem de İngilizlerle kurduğu siyasi ilişkiler oldukça tartışmalıdır.
Siyasi Kürtçüler onun yaşadığı süreci ‘yeni bir Kürt devletinin’ çıkışı olarak görüyor ve Berzenci’yi önemli bir lider olarak öne çıkarıyor, şöyle ki;
‘Birinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki dönemde Irak Kürdistanı’ndaki en önemli Kürt şahsiyet Şeyh Mahmud Berzenci’dir.’[1]
Gerçeğe ulaşma çabası içinde olanlar ise Şeyh Mahmud’u şahsi çıkarları peşine düşmüş bir İngiliz işbirlikçisi olduğunu ileri sürüyor;
‘Kürt insanı insafsızca kullanılmıştır. Hele bir Şeyh Mahmud Berzenci hadisesi vardır ki; İngilizlerin Kürtlere bakış açısını, aşiret reislerinin Kürtleri bencil çıkarları için nasıl peşkeş çektiklerini ve nelere layık gördüklerini anlamak için yeterlidir.’[2]
Görülüyor ki akıllar karışık…
///
Bu siyasi süreci iyi bilen, süreçte rol almış ve Şeyh Mahmud’un yakın arkadaşı olan Refik Hilmi’dir.
‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’ adıyla bir kitabı -ilk olarak 1956 yılında- Süleymaniye’de yayınlanmış ve anıları kamuoyu paylaşılmıştır.
Bu kitap ancak 1995 yılında Türkiye’ye ulaşabilmiş, tercüme edilerek okurların bilgisine sunulmuştur.
Biz, Şeyh Mahmud’u tanımak için Refik Hilmi’nin tanıklığına başvuracağız ve doğruluğunu diğer kaynaklardan teyit ettiğimiz anılarına da gerekli saygı ve önemi göstererek Türk tarihinin karanlıkta kalmış bu sayfasını aydınlatmaya çalışacağız…
Refik Hilmi, Şeyh Mahmud Berzenci’nin soy geçmişini şöyle anlatıyor;
‘Şeyh Mahmud, Şeyh Said’in oğludur. Dedesi Kek Ahmedi’dir. Ailenin tarihi 150 yıl öncesine dayanır.
Kek Ahmedi, Şeyh Kadiri tarikatının büyük mürşidiydi.
İbadetçi ve dini bütün bir adam olarak tanınıyordu. Hatta halk, özellikle aşiret mensupları ve köylüler, onun üzerine yemin ederdi.
Şeyh Kek Ahmedi’nin Süleymaniye’deki mezarı, şimdi halkın ziyaret yeridir. Bu ailenin halk içinde özel bir yeri ve şöhreti vardır. Şeyh Kek Ahmedi’nin şöhreti oğlu Şeyh Said’e ve torunu Şeyh Mahmud’a kaldı…’[3]
İşte, 1 Kasım 1918’de, İngilizler Musul’u işgal ettiğinde böyle bir Şeyh Mahmud’u karşılarında buldular..

Yedi ay öncesi…
7 Nisan 1918’te, Kerkük, General Marshall komutasındaki bir İngiliz kuvveti tarafında işgal edilmişti.
Yeni istikametleri Süleymaniye idi.
Bu dönemde Şeyh Mahmud, Rus cephesindeki olaydan dolayı Osmanlı’ya artık güvenmiyordu. İngilizlerin Süleymaniye’ye doğru ilerlediğini öğrenince, şehrin ileri gelenleri ile bir toplantı yapmış ve İngilizlerle doğrudan temasa geçmeye karar vermişti.
Kerkük’teki İngiliz başkomutanına gizlice bir mektup yazdı.
İsteği şuydu;
‘Kürdistan Hükümeti’nin kurulması yolunda bir teminat verilmesi ve İngiliz yönetimindeki bu hükümet başkanlığına da kendisinin getirilmesi.’[4]
Mektupta ayrıca ‘Kürtlerin İngilizlerin zaferine sevindiği, Türkler’in yöneticiliğinden kurtulup İngiliz Hükümeti sayesinde mutluluğa kavuşmak istedikleri ve İngilizlerin, Türklerin bir daha bu ülkeye dönmelerine izin verilmemesi’ gibi görüşlerini de bildirmişti.
Bu, Şeyh Mahmud’un işgale karşı ilk kararıydı; İngilizlerle işbirliği yapmak…
///
Görüşmelerin bir sonuca bağlanacağı sırada, İngilizler aniden Kerkük’ten çekildi ve Türk orduları şehri geri aldı.
Bu beklenmedik bir durumdu.
Şehre giren Türk kuvvetleri yeniden bölgeye hakim oldı ve Şeyh Mahmud’un İngilizler’le kurduğu gizli ilişkiler de ortaya çıktı.
Şeyh Mahmud tutuklandı, yargılandı ve idama mahkum edildi. Ancak Şeyh’in idamının bir halk ayaklanmasına yol açabileceği endişesiyle bu infaz ertelendi.
Ali İhsan Paşa’nın bölgeye gelişiyle de bu karardan vazgeçildi.
İhsan Paşa, İngilizlere karşı Şeyh Mahmud’dan faydalanmak düşüncesindeydi.
Ona, ‘5.000 Osmanlı altın lirası’ verdi ve ihtiyaç duyduğu tüm silah ve cephaneyi sağladı. Süleymaniye’deki aşiret güçlerine ‘başkomutan’ olarak atadı.
Ayrıca kendisine ‘Nakip’ unvanı da verildi ve o günden sonra Şeyh, ‘Mahmudi Nakip’ olarak anılmaya başladı. Şeyh, İngiliz işgaline karşı artık Osmanlı’dan yanaydı.
Bu da, Şeyh Mahmud’un ikinci kararı oldu; İngiliz işgaline karşı koymak…
///
Şeyh Mahmud bu şekilde Ali İhsan Paşa ile tam işbirliğine gidecek iken, tarih bu ya, Mondros Mütarekesi ortaya çıktı.
Ekim 1918’te, anlaşma şartlarına aykırı olarak İngilizler Kerkük’ü yeniden işgal etti. İşler iyice karışmış, hesaplar yine alt üst olmuştu.
Ali İhsan Paşa yine de Şeyh’in İngilizlere karşı savaşacağını ve bölgeyi savunacağı umut ediyordu.
Bu umutla onu Süleymaniye Valisi olarak atadı ve bölgedeki Osmanlı idaresinin başına getirdi.
Oysaki Şeyh Mahmud artık Türklerin yeniden hakimiyet kurabileceği düşüncesinde değildi; yeniden İngilizler’le işbirliğine yöneldi.
Bu da, Şeyh Mahmud’un altı ay içinde aldığı üçüncü karar şeklinde şöyle yazıldı; Osmanlı’ya karşı İngilizlerle işbirliği yapmak…

Ve..
Osmanlı’ya artık hiç güvenmeyen Şeyh Mahmud, İngilizlere bir mektup daha yazdı.
Süleymaniye’yi savaşmadan teslim edecekti ama buna karşılık şartların ne olacağını şimdiden öğrenmek istiyordu.
Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal’e hem suikast düzenlemek hem de Kürt aşiretlerini isyana kışkırtmakla görevlendirilecek olan İngiliz ajanı Binbaşı Noel, işte tam bu noktada ortaya çıkmış ve anlaşma koşullarını görüşmek üzere Şeyh Mahmud’la buluşmak için Süleymaniye’ye gelmişti.
Anlaşma sağlandı.
Bölgedeki Türk askerleri Musul’a, Ali İhsan Paşa’nın yanına çekildi.
Süleymaniye artık savunmasızdı.
Şimdi 1 Kasım 1918’teyiz…
Musul’un işgaliyle birlikte İngiliz siyasi komiseri Binbaşı Noel ile şehrin din adamları, eşraf, tüccar ve aşiret başkanlarıyla Süleymaniye’de bir araya geldiler.
Binbaşı Noel Farsça uzun bir konuşma yaptıktan sonra, Şeyh Mahmud Berzenci’yi Genel Hükümdar adına ‘Kürdistan Yöneticisi’ tayin etti.
Kendisine 15.000 rupye maaş bağlandı, amcası Seyid Ömer de Süleymaniye Valisi yapıldı[5].
Refik Hilmi anılarında bu olayı şöyle naklediyor;
‘Binbaşı Noel, Wilson’un tavsiyesi üzerine, 1918 Kasımı’nın birinci gününde, Süleymaniye’nin merkezinde şehrin din adamları eşraf, tüccar ve aşiret başkanları ile bir toplantı yaptı.
Irak’taki Britanya Hükümeti’nin temsilcisi( Genel Hükümdar) adına Farsça uzun bir konuşma yaptı.
O konuşmada, Şeyh Mahmud’un Genel Hükümdar tarafından ‘Kürdistan Yöneticisi’ olarak atandığını açıkladı.’[6]
İngilizler ilk kez Kürt aşiretleriyle iç içeydi.
Şeyh Mahmud da ilk kez Osmanlı desteğinden yoksun kalmış, bölgedeki aşiretlerle birlikte kendi kaderini tayin etmeye çabaladığı zor bir süreci yaşıyordu.
Bu coğrafyada kurulan yeni sahnenin baş aktörleri artık Binbaşı Noel ve Şeyh Mahmud olacaktı ama işler düşünüldüğü gibi gitmeyecekti…

///
Şeyh Mahmud’un ‘Kürdistan Yöneticisi’ ünvanı alarak savaşmadan bölgeyi İngilizlere teslim etmesi karşısında bölgedeki aşiretler büyük bir tepki göstermeye başladılar.
Başta Kerkük ve Kifri’de olmak üzere pek çok Kürt aşireti İngiliz işgaline karşı tavır aldılar.
Özellikle Caf ve Pişdar aşiretleri artık bu işgali düşmanca görüyor ve İngilizlere karşı bir direniş geliştiriyordu.
Halk Türk hakimiyetinden yanaydı, buna karşı olanları da ‘İngiliz işbirlikçisi’ diye niteliyordu.
Böylesi bir ortamda, İngilizlerin resmi dairelere Acem, Hintli, Arap, Afgan, Yahudi ve Ermenileri yerleştirmesi, yerel halkın işgale karşı memnuniyetsizliğini daha da arttırdı.
İngilizler her tarafta düşman kazanmaya başladı. Birçok yerde İngilizlere karşı saldırı yapıldı, Irak’ın çoğu yerinde gizli cemiyetler kuruldu.
İngilizlere karşı direniş başlamıştı…
Kürt aşiretlerinin işgale karşı bu tepkisi ve direniş kararı alması üzerine Şeyh Mahmud yine yön değiştirmek ve İngilizlere karşı yine tavır almak durumuna düştü.
İngilizlere karşı savaşacaktı.
Bunun için İngilizlere karşı bir ittifak oluşturulması gerekiyordu; hemen işe koyuldu.
Bu amaçla aşiret reisleriyle görüşmeler yaptı. Bölgenin güçlü aşiretleri, -başta Hemevend Aşireti Reisi Kerim Fettah Bey, Pişdar Aşireti Reisi Abbas Mahmud Ağa ve Dızli Aşiret Reisi Mahmud Han- Şeyh’in bu ittifak çağrısına olumlu yanıt verdiler[7].
Şeyh bu yeni durumdan da memnundu. Çünkü gelişen bu direnişin de lideri olmuştu. Halk içinde bölgenin sözü geçeni yine kendisiydi. İngilizlere karşı olsa da, yerel güçler kendi elindeydi.
Şeyh’in bu yeni tavrı, dördüncü kez yön değiştirme olarak Türk tarihine yazıldı.
///
Kerkük’te bulunan İngilizler için ise durum artık endişe vericiydi.
İsyan, Musul bölgesindeki İngiliz varlığını tehdit edecek ölçüde büyüyordu.
Şeyh Mahmud ise kısa sürede Süleymaniye bölgesine hakim olmuş; aşiretlerin çoğu da Şeyh’in bu direnişine katılmıştı.
21 Mayıs1919’da, Dızli Aşireti Reisi Mahmud Han 300 silahlı adamıyla Süleymaniye’yi ele geçirdi.
İngilizler karşı koymaya çalışsa da, bu ani saldırıdan haberdar olmadıkları için başarıya ulaşamadılar, yenildiler.
Akabinde, İngilizlerin yanındaki Kürt askerler Mahmud Han’ın safına geçti. Binbaşı Danlis esir alındı.
Aynı gün, bölgeye takviye olarak gönderilen büyük bir askeri konvoy ele geçirildi. Bu da Mahmud Han’ın kuvvetlerine büyük bir silah ve cephane desteği sağladı.
İngilizlere artık tek çıkış yolu kalmıştı; Şeyh Mahmud ve kuvvetlerine karşı askeri bir harekat yapmak…
Harekat büyüktü; General Frayzer komutasında 18’nci Tümen isyanı bastırmakla görevlendirildi. Komutan Bodi komutasında bir başka İngiliz tümeni Hanekin’e takviye olarak sevk edildi.
Komutan Bridges ve Kaptan Longrik emrindeki kuvvetler de Taşluca’ya intikal etti. General Sanders ise, Erbil ve Altın Köprü’den Kerkük ve Çemçemal’e kadar uzanan yolları kontrol altına almak için harekete geçmişti bile.
Şeyh Mahmud ise asıl güçleriyle Derbendi Bazyan’da tertiplenmiş, İngiliz kuvvetlerini bekliyordu.
Çatışma kaçınılmazdı…
25 Mayıs’ta ilk çatışma Taşluca’da yaşandı; İngilizlerin emrindeki Kürtler’in saf değiştirmesiyle Kaptan Longrik ve Komutan Bridges’in kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğratıldı.
Çemçemal’de ikinci çatışma yaşandı; İngilizler yine başarılı olamadı, 10 İngiliz askeri öldü, 12’si yaralandı ve İngilizler geri çekilmek zorunda kaldılar.
Kuzey Irak’ın her bölgesinde yer yer irili ufaklı çatışmalar yaşansa da, bu ayaklanmanın kaderini belirleyecek olan asıl savaş Derbendi Bazyan mevkinde ortaya çıktı…
Şeyh Mahmud bütün güçleriyle bu geçidi tutmuştu.
İleri bir harekat yapılabilmesi için, İngilizlerin bu geçidi aşmak zorunda kalacağını ve doğrudan bu geçide yöneleceğini düşünüyordu ama..
İşler düşünüldüğü gibi gitmedi; İngilizler geçidi aşmak yerine etrafından dolaşarak dağları aştı ve Şeyh Mahmud’u arkadan kuşattı…

Savaşın sonucunu Refik Hilmi şöyle anlatıyor;
‘Hemewend Aşireti reislerinden Süleyman İngilizlerin yanına geçti. Geçidin öte tarafında bulunan İngiliz topçusu Şeyh Mahmud’un kuvvetlerini bombardımana tuttu.
Şeyh Mahmud’un ordusu kahramanca savaştı. Ama İngiliz ordusu sayı ve silah bakımından üstündü.
Savaş yakın çatışmayla devam ederken Şeyh Mahmud iki yerinden yaralandı ve atından düştü. Şeyh Mahmud’un yaralanmasıyla Kürt kuvvetleri lidersiz kaldı ve yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Çeşitli kavimlerden oluşan İngiliz ordusu Kürt kuvvetlerini yendi. Kürtler 48 ölü ve birçok yaralı verdi. 120 kişi de İngilizlere esir düştü.
Şeyh Mahmud’un amcası olan Hacı Seyit Hasan ve Polis Müdürü Tahir Efendi de bu savaşta ölenler arasındaydı. Şeyh Mahmud yaralandıktan sonra büyük bir kayanın[8] dibinde yatmak zorunda kaldı’[9].
Şeyh Mahmud başta yöneticisi olduğu İngilizlerin artık bir esiriydi.
İsyan suçundan yargılandı, önce idama mahkum edildi, sonrası 10 yıl hapse, derken Şeyh Andaman adasına[10] sürgüne gönderildi.
Mayıs 1919 yılı itibariyle, İngilizler’in 1’nci Kürdistan Yönetimi ve Şeyh Mahmud’un 1’nci Kürdistan Yöneticiliği yedi ayda yıkılmıştı.
///
Bu süreç ‘Birinci Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’ olarak adlandırılırsa eğer, görülen odur ki Şeyh Mahmud, kendi şahsi ve siyasi çıkarlarını korumak adına İngilizlere teslim olmuş bir kişiliktir.
Öte yanda, Şeyh’in İngiliz ajanı Binbaşı Noel’in tezgahlarıyla yaptığı anlaşmaların ve aldığı ‘Kürdistan Yöneticiliği’ gibi unvanların siyasal Kürt hareketi açısından bir anlamı yoktur.
Şeyh Mahmud, İngilizlerden siyasi Kürtçülük adına bir talepte bulunmamıştır.
Dolayısıyla Birinci Berzenci hareketi(1918-1919)’nin daha ilk adımında siyasi niteliği olmayan ama kesin bir teslimiyet ve işbirlikçilik izleri taşıyan bir süreç olduğu söylenebilir.
Binbaşı Cem Ersever bu noktada haklıdır;
‘Kürt insanı insafsızca kullanılmıştır. Hele bir Şeyh Mahmud Berzenci hadisesi vardır ki; İngilizlerin Kürtlere bakış açısını, aşiret resilerinin Kürtleri bencil çıkarları için nasıl peşkeş çektiklerini ve nelere layık gördüklerini anlamak için yeterlidir.’[11]
Olayların görünen yüzü böyledir.
Şeyh Mahmud, 1922’de yeniden karşımıza çıkacak ve ‘İkinci Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’ni başlatacaktır. Şeyh Mahmud ve hareketinin ne olup olmadığı işte o zaman anlaşılacak ve bu ikinci dönemdeki ‘Şeyh Mahmud profili’ bize asıl gerçeği gösterecektir…

30 Eylül 1922’de, Şeyh Mahmud sürgünden geri getirildi.
Binbaşı Noel yine Süleymaniye’ye geldi, yine konuşmalar yapıldı.
Şeyh Mahmud yeniden Kürdistan Yöneticisi ilan edildi, ikinci kez.
Başkanlar Heyeti adıyla bir hükümet kuruldu.
Tüm bu olaylar Refik Hilmi’nin anılarına şöyle kaydedildi;
‘Başkanların isimleri Bangi Kürdistan’ın 10’ncu sayısında yayınlandı: Başbakan Şeyh Kadiri Hefid;
İçişleri Bakanı Şeyh Muhammed Garip; Maliye Bakanı Abdulkerim Alaka; Eğitim Bakanı Mustafa Paşa; Kuvai Milli(Savunma) Bakanı Salih Zeki Sahibkıran; Adliye(Adalet) Bakanı Haci Molla Sait Kerkükizade.
Seyit Ahmed Berzenci Emniyeti Genel Başkanı olmuştur. Bu İçişleri Bakanlığı’na aitti. Şeyh Kadir Hefi’ye de Genel kumandan unvanı verilmişti. Sadık Paşa Kürdistan Hükümeti’nin Genel Müfettişi olmuştu.’[12]
Bu başkanlık Meclisi’nde Barzaniler yoktur, Talabaniler yoktur…
Şeyh Mahmud’un ilk Kürdistan yöneticiliği; 1 Kasım 1918-21 Mayıs 1919 arası yedi ay sürmüştü, ikincisi ise 30 Eylül 1922’de başlıyordu…
///
Kasım 1922’de, Şeyh, aniden kendisini ‘Kürdistan Hükümdarı’ ilan etti ve artık Kürt olan bütün bölge ve şehirlerini istemeye başladı.
Siyasi Kürtçülerin ‘Kürdistan Krallığı’ diye dillerine doladıkları işte buydu; kendi kendini kral ilan eden bir Şeyh Mahmud…
Kasım 1922-Mart 1923 arasında, İngilizlerle ciddi bir çatışma çıkmadı.
Bölgede olaylar, İngilizler’le milli mücadeleyi kazanacağı ortaya çıkan Türk siyaseti arasında hakimiyet çekişmesi şeklinde sürüyordu.
Şeyh Mahmud Kerkük’ü işgalden kurtarmayı planlıyordu.
İngilizler ise, karşı bir askeri harekat hazırlığı içerisindeydi.
Bu harekatta görev verilmek üzere Nesturi ve Ermeni çeteleri hazırlanıyordu.
İngiliz kuvvetleri çok güçlüydü; Uçak, zırhlı araç ve makineli tüfek gibi kara harekatını desteleyecek büyük bir ateş gücüne sahipti. İngiliz piyadesi, Hintli, Nesturi ve Araplarla takviye edilmişti.
Düşündükleri askeri harekat, psikolojik harekatla da destekleniyordu. Bu amaçla Nakşibendi halifesi küçük Seyit Taha’ya imzalatılan propaganda bildirileri, uçaklarla yerleşim yerlerine atılmıştı[13].
15 Mart 1923’te, İngilizler harekatın düğmesine bastı…
///
Harekat Musul’dan çıkışla başlatıldı.
Ardından Süleymaniye bombalanarak Şeyh Mahmud’un kuvvetlerine saldırıya geçildi.
Bu harekata karşı Şeyh Mahmud ve aşiret güçleri Süleymaniye bölgesinde; Pişdar aşiret güçleri de Ranya havalisinde tertiplenmişti.
Şeyh Mahmud çatıştı ama fazla direnemedi, Serdaş dağlarına çekildi.
25 Mayıs 1923’e kadar İngilizlere direnen Şeyh Mahmud, nihayetinde İran’a sığınmak zorunda kalacak, böylece Kasım 1922’de başlayan Kürdistan Hükümdarlığı, Mayıs 1923’te son bulacaktır.
///
İngilizler, daha sonra Pişdar bölgesini kontrol altına aldı ve Pişdar aşiretini bulundukları bölgede hareketsiz hale getirmeyi başardılar.
Şeyh Mahmud 19 Nisan 1923’te, geri çekilmek zorunda kaldı.
22 Nisan’da, İngilizler Revanduz’a girdi.
İngilizler için, Musul vilayetinin işgali tamamlanmış ve tüm direnişler artık kırılmıştı.
Şimdi Şeyh Mahmud İran’dadır.
///
İran’dan döndü ancak Süleymaniye’de ikamet etmesine izin verilmedi yine sürgünde yaşadı. 1956 yılında vefat etti.
Cenazesi Süleymaniye’ye getirildi ve kalabalık bir törenle toprağa verildi[14].
SONUÇ

Şeyh Mahmud Berzenci’nin İngilizlerle geliştirdiği bu sürecin iç yüzünü görebilmek düşünüldüğü kadar kolay da değildir.
Çünkü Türkiye Şeyh Mahmud’u pek tanınmıyor.
Bunun altında iki neden yatıyor; ilki, konu üzerinde yapılmış bir akademik araştırmanın olmayışı, diğeri ise konuyu bilenlerin sayı ve nitelik bakımından azlığı ve bilenlerin de yazmayışı.
Prof. Dr. Zafer Tarık Tunaya, Şeyh Mahmud Berzenci ve hareketini açıklayabilecek yeterli kaynağın olmadığını şu sözleriyle doğruluyor;
‘Bu konuda doyurucu bir kaynak, ne yazık ki yoktur ve sorun kopukluklarla doludur’.[15].
Siyasi Kürt hareketini Türk tarihinin derinliklerine çekme çabası içindeki yazarların eserlerinde Şeyh Mahmud Berzenci’nin ismine rastlamak mümkün ama olaylar birbirine öylesi zayıf bağlarla örülmüş ki bu sürecin karanlığını aydınlatmaya yeterli olamamış.
Şeyh’in hakkında yapılmış akademik bir araştırma olmayışı, doğal olarak bu şahsiyeti siyasi Kürtçülerin eline bırakmış ve onlar da kendi siyasi amaçları doğrultusunda bu şahsiyeti dilediği gibi çekiştirebilmiş.
Bir grup siyasi Kürtçü ise Şeyh Mahmud Berzenci’yi olduğunun çok ötesinde ‘bir siyasi Kürt hareketi ve lideri’ olarak görmüş ve kamuoyunu bu ‘kişilik’ üzerinden etkilelemeye çalışmış. Sıraç Bilgin, ‘Barzani’ kitabında Şeyh Mahmud’a hiç yer vermemiş.
Bu coğrafyanın bir kişiliği olan Mesud Barzani, ‘Barzaniler ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’ kitabında, ‘1919’da, Şeyh Mahmud Berzenci İngiliz emperyalizmine karşı direnince, Şeyh Ahmed Barzani onu destekledi’[16] diyerek kısacık bir cümle ile olayı geçiştirmiş, hemen ardından da, her olayı Barzanilere sıkı sıkıya bağlama çabasına girişmiş, sanki Şeyh önemsiz biriymiş gibi.
Dolayısıyla hem inandırıcı olmamış hem de Şeyh’in bir dönem İngilizlere karşı gerçek olan mücadelesi yok sayılmış.
Oysaki..
Şeyh Mahmud yok sayılmayı hak etmiyor, aksine bugün Türkiye’de ‘Kürt Sorunu’ adı altında yaşanılanların anlaşılabilmesi için daha derin araştırmalara konu edilmesi gerekiyor.
Şeyh Mahmud’un ne yaptığı ve ne yapmadığı ortaya konulmalı ki, hem Türk tarihinin bu sayfası aydınlanabilsin, hem de siyasi Kürtçülerin bu hareketi tarihin derinliklerine çekme çabalarının sonuçsuzluğu artık açığa çıkarılabilsin.
Olaylara bir bütün olarak bakıldığında, bölgedeki Kürt aşiretlerinin kuzey Irak coğrafyasında Türk bayrağının dalgalandığı her dönemde Türk askerinin yanında yer aldıkları ve İngilizlere karşı savaştıkları açıkça görülüyor.
Bir avuç Türk askerinin kahramanca mücadelesinde dahi hem Şeyh’in hem de bölgedeki tüm Kürt aşiretlerinin yine Türk bayrağı altında toplanmış olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.
Bu genel bakış açısında, bu değerlendirmenin dışında kalmış yalnızca iki vardır, o da küçük Seyit Taha ile Barzanilerdir.
Bu Taha, Seyit Abdulkadir’in kardeşi Muhammed Sıddık’ın oğludur. Dolayısıyla şaşırtıcı değildir.
Bu Barzani, 1907’de Osmanlı’ya isyan eden Barzani’dir. Dolayısıyla o da şaşırıtıcı değildir.
Baban-Bedirhan ve Abdulkadir’’e gelince, bu kişilikler bu işlerde hep vardı, yarın da var olacaktır…
///
Sonuç olarak..
Dün Berzenci üzerinden İngilizlerin tezgahı ile başlayan süreç, bugün Barzani üzerinden ABD/İsrail’in tezgahlarıyla sürüyor..
Türk Milletinin hiçbir ferdi, dün İngilizlerin Berzenci ile başlattığı bugün Barzani/Pkk üzerinden giden bir emperyalist tuzağa düşmeyecektir yeter ki gerçeği bilsin.
Ve biliniz..
Türk Milleti ve Devleti, bu parçalanmış Ortadoğu coğrafyasında her bir ferdimiz için güvenilecek yegane limandır.
Türk Milleti ve Türkiye tüm sorunlarını, Türk Ulus Devlet temelinde, Atatürk ve Cumhuriyet değerleriyle çözebilecek güç ve kudrete her daim sahiptir.
Kaynak: Büyük Suikast/ Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz

[1] Altan Tan, Kürt Sorunu, s. 170.
[2] A. Cem Ersever,’Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan’, s. 51, Milenyum Yayınları, 2007.
[3] Refik Hilmi, ‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’ s. 16.
[4]Age, s. 18.
[5] Hilmi, ‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’, s.20.
[6] Age, s. 20.
[7] Age, s. 31.
[8] Refik Hilmi diyor ki; bu kaya hala yerindedir. Çemçemal’dan Süleymaniye’ye giderken geçidin sağ tarafındadır. Bu kayaya ‘kahraman kaya’ denir.
[9] Hilmi, ‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’ s. 33.
[10] Andaman Adası; Hindistan’ın Bengal Körfezi’nde yer alan bir ada.
[11] Ersever, ‘Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan’, s. 51.
[12] Hilmi, ‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’, s. 100.
[13] Age, s. 180.
[14] Hilmi, ‘Anılar, Şeyh Mahmud Berzenci Hareketi’, s. 44.
[15] Tunaya, ‘Türkiye’de Siyasal Partiler’, cilt II. S. 200.
[16] Barzani, ‘Barzaniler ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’, cilt I. s. 29.





