Bilgi

Ocak- Temmuz 93.. ‘Ne Oldu?

Bugün..

Madımak katliamında yaşamını yitiren kardeşlerimizi anıyoruz.

Yarın..

Başbağlar katliamında yaşamını yitiren kardeşlerimizi anacağız..

Dün de..

Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis’i anmıştık, aynı yılda 1993, unutmadık.

X X X

Bu olayları yan yana sıraladığımızda, ne görülüyor..

1993 SÖZDE ATEŞKES

20 Mart 1993’te, Lübnan Bekaa’da, Abdullah Öcalan, Talabani, Kemal Burkay ve Ahmet Türk ile bir araya gelerek ateşkes ilan etti tıpkı bugün yaşandığı gibi..

Bu ateşkes olayı medyanın gündemine Cengiz Çandar tarafından taşındı; ateşkesten tam bir hafta önce yaptığı açıklama sanki bir kehanet gibiydi, olacakları görür gibiydi.

Aynı Çandar 2001’de Ecevit için de, ‘o baştayken ABD Irak’a harekat yapamaz’ diyecek ve gerçekten de ABD’nin Saddam Harekatı Ecevit gittikten beş ay sonra, 20 Mart 2003’te başlatılacaktı yani kehaneti yine doğru çıkacaktır…

.ARABULUCULAR DEVREDE

Cengiz Çandar, Türk tarihine 93 Mart Ateşkesi olarak geçen olayı tam bir hafta öncesinde ‘Apo’dan Özal ve Demirel’e mesaj’ başlığı altında kamuoyuna ilan etti. Gazete bu haberi ‘Apo silah bırakıyor’ manşetiyle okurlarına duyurdu.

Çandar haberinde, ‘PKK artık silahlı mücadeleden vazgeçiyor, Apo Kürtleri siyasi mücadeleye çağırıyor, Bağımsız Kürt devleti isteği terk ediliyor,diyordu.

Çandar’ın haberinde ayrıca Öcalan’ın bu kararının Talabani tarafından Cumhurbaşkanı Özal, Başbakan Demirel ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’e iletildiği de vurgulanıyordu.

Çandar, ‘Öcalan’ın Nevruz öncesinde bir basın toplantısı düzenleyerek bu kararlarını açıklayacağını, basın toplantısına katılmak üzere Türkiye’den bazı gazetecileri davet edeceğini’ de yazarak bir nevi çağrıda da bulunmuştu…

HAVA AYNI HAVA TIPKI BUGÜN GİBİ

Haberin özeti şuydu;

‘PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye’deki başta Kürt sorunu ve terör olmak üzere önümüzdeki dönemde gelişmeleri etkileyecek bomba açıklamalara hazırlanıyor. Öğrenildiğine göre Abdullah Öcalan, Nevruz öncesinde yapmayı tasarladığı açıklamada, ‘terörü kınayacak’, taraftarlarına ‘silahlı mücadelenin terk edilmesi, Türkiye’deki demokratik düzenden yararlanarak Kürt sorununa barışçı çözüm yolu aranması ve Nevruz’un silahlı eyleme başvurulmadan barış içinde kutlanması’ çağrısında bulunacak.

Öcalan, bu arada, ’Bağımsız Kürt devleti kurulması, tezinden de vazgeçildiğini, askeri mücadele yöntemlerinin Türkiye’deki demokratik çerçeve içinde siyasi mücadele yoluyla, Kürt meselesinin, ayrılıkçılık olmaksızın çözülmesini önerecek.’[1]

Çandar’ın bu haberinin ne anlama geldiği henüz ortaya çıkmadan bir gün sonra da Hasan Cemal imzasıyla yayınlanan bir haberde, ‘Talabani’nin bir mektupla Öcalan’ın, silah bırakıyorum, mesajını Cumhurbaşkanı Özal, Başbakan Demirel ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’e ilettiği’duyurulacaktır.

X X X

SÜREÇ İŞLİYOR

Her şey Cengiz Çandar’ın bu kehanet gibi haberiyle gelişti ve bu gelişmelerden dört gün sonra Öcalan, 17 Mart 1993 günü Beyrut’a bir buçuk saat mesafedeki Beka Vadisi’ndeki Baraias Kasabasında, Talabani ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi ve ‘Ateşkes’ ilan etti.

Yine Çandar’ın öngördüğü gibi, 20 Mart Nevruz günü, Öcalan Bekaa’da bir basın toplantısı düzenledi ve konuştu; 20 Mart’tan 15 Nisan’a kadar ateş etmeyeceğiz. Ancak meşru müdafaa durumunda karşılık vereceğiz. Böylelikle uluslararası, Türkiye ve Kürdistan kamuoyunun bir barışa imkân bulunması dileğine de karşılık vermeye çalışıyoruz.’

Peki, gerçekten bu bir barış ve demokratik çözüme giden bir başlangıç mıydı?

X X X

RESMİ KAYITLAR NE DİYOR

DGM kayıtlarına bakalım[2];

‘PKK lideri Abdullah Öcalan, Celal Talabani’nin önerdiği tek taraflı ateşkesi kabul ederek 20.03.1993 tarihinde tek taraflı sözde ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır. Bunu yaparken terörist faaliyetlerle ulaşamadığı hedeflerine legal yollardan ulaşmayı, terörist imajı konusunda kamuoyunu yanıltmayı, dağılan elemanlarını yeniden toparlamayı amaçlamıştır. Ancak, sözde ateşkesi sadece taktik olarak benimsemiştir. Hiçbir şart altında silahlı faaliyetten vazgeçmek istememiştir.’

X X X

BİTLİS PAŞA HAREKATI DURDURULDU

20 Mart 93’de, Lübnan Bekaa’da ateşkes ilan edilmiş, fiilen yürürlüğe girmiş ve Bitlis Paşa’nın harekatından böylece vazgeçilmiştir.

Mayıs 93’te yani Özal’ın ölümünden hemen sonra Ahmet Türk ile Leyla Zana Amerika’ya gitti ve Özal sonrası PKK’nın uygulanacak strateji konusunda ABD’li yetkililerle görüştü; PKK örgütü direktifleri ABD’den alıyordu.

Operasyonlar büyük ölçüde durdurulmuştu; barış ve kardeşlik gelecek, artık terör bitecekti…

X X X

BİNGÖL 33 ER; ÖZAL’IN ATEŞKESİ KATLİAMLARA YOL AÇIYOR…

20 Mart 1993 ateşkesiyle yeniden güç kazanan örgüt, 24 Mayıs 93’te Bingöl karayolunda 33 silahsız askerimizi, 2 öğretmen ve 2 sivil vatandaşımızı Bingöl’de kurşuna dizdi.

Bingöl’deki katliamı yapan Şemdin Sakık’tı.

Kod adı Parmaksız Zeki; 1959 doğumlu, Muş merkez Yörecik Köyü nüfusuna kayıtlı.

13 Nisan 1988’de Kuzey Irak’ta yapılan bir operasyon sonucu yakalandı.

SAKIK: ‘TALİMATI APO VERDİ’

Diyarbakır 1 No’lu DGM’nin 03.09.1998 tarihli oturumunda verdiği ifadesinde Sakık, Bingöl katliamını şöyle anlatıyor;

‘ 1989 yılından 1993 yılına kadar ben, örgüt içerisinde yönetici görevini üstlendim. Dolayısıyla eylemlere fiili olarak katılmam söz konusu değildir… Genelde tüm eylemler benim talimatım doğrultusundadır. Ancak, tüm gerilla eylem yapmak için eğitilir ve eylem yapar.

Operasyonlar düzenleniyor, terör örgütü mensupları öldürülüyordu. Yakalanan terör örgütü mensupları tutuklanıyordu. Ben, bunu Apo’ya rapor olarak belirttim. O da, ‘sizin kendinizi korumak misilleme yapma hakkınız vardır’ talimatını verdi.

Ben bu talimatı, tüm birimlere ulaştırdım(Kls: 15/Dizi:4).’

X X X

SÖZDE ATEŞKESİN BEDELİ AĞIR OLDU

Bingöl olayı basit bir terör eylemi değil, stratejik bir eylemdi; Eşref Paşa’nın dağılma noktasına getirdiği örgüt Özal ateşkesiyle toparlanmış, Bingöl katliamı ile Irak’ta olması gereken çatışmaları Türkiye’ye taşıdı.

Çıkan şiddetli çatışmalar sonucu, 93, 94 ve 95’te her yıl verilen şehit sayısı beş yüzden fazlaydı.

Genelkurmay’ın Bingöl sonrası yaşanılanlarla ilgili değerlendirmesine bir bakınız:

-‘1992 yılında zayiatımız 496 şehit, 955 yaralı toplam bin 451.

 -93 yılına baktığımız zaman 538 şehit, 996 yaralı toplam bin 534.

 -1994 yılına baktığımız zaman 867 şehit, 206 yaralı toplam 2 bin 927 bu yaralılardan bir kısmı tedavi edilmek suretiyle tekrar hayata döndü.

1995 yılında 615 şehit, bin 342 yaralı, bin 957 zayiat var. Bu rakamlar gerçekten çok ürperticiydi.’[3]

X X X

Türkiye bu trajik sonuca Özal’ın PKK ile yaptığı, barış kardeşlik, akan kanlar dursun, demokratik çözüm, barış süreci diyerek Öcalan’la yaptığı ateşkes sonrasında ulaşmıştır.

Eşref Bitlis’in 3 Ekim 1992’de başlattığı ve bahar ayında tamamlanması gereken harekat da bu ateşkese bağlı olarak yapılmamıştır…

MADIMAK VE BAŞBAĞLAR SIRADAN OLAYLAR DEĞİL…

2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında meydana gelen olaylarda Madımak Oteli, kimliği belirsiz kişilerce ateşe verildi ve 35 insanımız yanarak hayatını kaybetti.

5 Temmuz 1993’te, Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’ne bağlı Başbağlar Köyünde PKK tarafından 28 insanımız kurşuna dizildi. Köy ateşe verildi, beş inanımız da yanarak can verdi.

2 Temmuz’da Alevi kardeşlerimiz hedef alınmıştı. 5 Temmuz’da ise Sünni kardeşlerimiz hedef alındı.

X X X

Neden yapılmıştı bu eylemler?

Bu katliamları yapanların ardında hangi siyaset, hangi savaş stratejisi vardı?

Olayları yan yana koyup baktığımızda şu sonuçlara ulaşabiliriz…

1988 Halepçe katliamı ile uluslararası dikkatlerin Kürtlere çevrilmesi sağlanmıştır.

1991 Körfez savaşıyla adı PKK olan örgüt sayısı 20.000 aşkın silahlı bir güce kavuşturulmuştur. PKK çatışmalarıyla Avrupa siyasi arenasında Türkiye’de bir Kürt sorunu olduğu siyaseti yaratılmıştır.

Bu siyaset, siyasi silahlı PKK terörünü Irak’tan Türkiye’ye taşıma planıdır.

Bu plan küresel İsrail ve BOP planı ile bire bir örtüşmektedir.

İşin mezhepsel boyutuna gelince…

1991-2014 arası izlenen siyasetle Türk-Kürt diyerek etnik farklılıklar güçlendirilmiştir.

1993 Madımak olayıyla Türkiye’de Alevi kimliği vurgulanarak öne çıkarılmıştır.

1993 Başbağlar olayıyla Türkiye’de Sünni kimliği vurgulanarak öne çıkarılmıştır.

1993-2014 arası izlenen siyasetle Alevi-Sünni diyerek mezhepsel farklılıklar güçlendirilmiştir.

Bu siyaset, İsrail’in Ortadoğu ülkelerini etnik-mezhep temelinde parçalama siyasetidir, alınan yanlış kararlar Türkiye’yi bu noktaya sürüklemiştir.  

X X X

SONUÇ

Türkiye bir olan Türk Milletini etnik ve mezhep farklılıkları temelinde ayrıştırma siyasetini terk etmelidir.

 Ülkemizi hedef almış her türden plan ve projelere karşı..

Çıkış yolumuz Atatürk ve Cumhuriyet, Türk ulus devlet birliğini ve bütünlüğünün teminatı olan alan laik ve üniter Anayasa’dır.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Başvuru kitabı: Büyük Suikast/Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz


[1] Fikret Bila, ‘Hangi PKK’, s. 53, Ümit Yayıncılık, 2004.

[2] Ankara DGM Öcalan İddianamesi.

[3] Genelkurmay Başkanlığı’nın 12 Nisan 2007 günlü Basın Açıklaması(Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından açıklanmıştır).

Sarızeybek Haber

Erdal Sarızeybek, Emekli Albay, araştırmacı yazar. Terör ve siyaset üzerine yayımlanmış 16 eseri bulunmaktadır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu