Süreç.. ‘Kim Neyin Peşinde’

Türkiye’de bir süreçtir gidiyor..
Başını terör örgütü Pkk ve siyasi ayağının çektiği bir grup ayrılıkçılar, topluma dayatmaya çalışılan bu süreci tarihte yaşanmış isyanlara bağlıyor ve terörün de arka planında bu başkaldırıların olduğunu ileri sürüyor.
İşin aslı bu ayrılıkçı grup kendine tarihsel zemin arıyor, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde devlete karşı tezgahlanmış isyanların üstüne basarak boy göstermeye çalışıyor.
Bunları duyunca, bilen bilmeyen de Türkiye’nin tarihsel kökeni olan, çok karmaşık bir sorunla karşı karşıya olduğunu düşünebiliyor ve bu şartlanma baskısı altına dile getirilen sorunun da ancak bu ayrılıkçı grubun taleplerinin yerine getirilmesiyle çözüm bulabileceği zannına kapılabiliyor.
Durum öyle değil.
Ayrılıkçı siyasi Kürtçülerin kendilerine tarihsel zemin aradığı isyanlar öylesi karmaşık değil, açık;
Prof. Dr. Ümit Özdağ Osmanlı devri için sekiz isyan sıralıyor;
Abdurrahman Paşa(1806), Ahmet Paşa(1812), Mir Muhammed(1830), Kör Mehmed(1834), Bedirhan(1846), Yezdan Şer(1855), Şeyh Ubeydullah(1880) ve Molla Selim(1914).[1]
1806-1855 arasında yaşanılan ilk altı isyanı üç bey çıkarmıştı; Soran, Baban ve Bedirhan.
Her üçünün de coğrafyası Kuzey Irak’tı.
Kalan iki isyanı da Halid-i Nakşibendi şeyhleri çıkarmıştı.
Yani Türk tarihinin gizlisi saklısı yok, her şey açık…
XXX
Bizim meselemiz şu; bu isyanlar neden çıkarılmıştı?
Bugünkü siyasi Kürtçülerin dayandığı zemin gerçekten bu isyanlar mıydı yoksa işin içinde başka bir iş mi vardı?
Tarihçi diplomat ve yazar Dr. Bilal Şimşir bu isyanları doğrudan Tanzimat reformlarına bağlıyor, şöyle ki;
‘Tanzimat döneminde, Batı’dan örnek alınarak yapılmaya başlanan yeni idari düzenlemelerde ortaçağ kalıntısı şarklı derebeyliklere artık yer yoktu. Rumeli’de olsun, Anadolu’da olsun, irili ufaklı bütün derebey kalıntıları, ayanlıkları ortadan kaldırılacaktı. Devletin yasaları ülkenin her köşesinde geçerli olacak ve uygulanacaktı. Vücudunun değilse bile, nüfuzunun kırılıp ortadan kaldırılması gereken beylerden biri de Cizreli Bedirhan Bey idi.’[2]
Burada söz edilen Cizreli Bedirhan, Osmanlı’nın 1846’da varlığına son verdiği Cizre/Botan Emiri Bedirhan’dır.
Siyasi Kürt hareketinin araştırmacı yazarı Altan Tan’a göre de bu isyanlar 1839’da başlatılan Tanzimat reformlarına bir tepki.
Altan Tan bu olayları, Kürt beylerinin 1514 Çaldıran ile elde ettiği gücün bu reformlar sonucu bir ölçüde kırılması olarak görmüş ve bu isyanlarda öne çıkan bir Kürt kimliği olmadığını şöyle açıklamış:
‘1839 yılında Mustafa Reşit Paşa tarafından okunarak ilan edilen Tanzimat Fermanı batılılaşma yolunda önemli bir dönüm noktası oldu. Siyasi, mali, hukuki ve idari yeni düzenlemelere gidildi. 1856 yılında bugünkü anlamda tapu teşkilatı kurularak geleneksel Osmanlı toprak düzeni değiştirildi.
Tüm bu gelişmeler Kürt beylerinin Yavuz Sultan Selim ile yaptıkları 1515 antlaşmasının şartlarının da değişmesine neden oldu…
Tanzimat Fermanı’yla ortaya çıkan bu yeni durumu kendi statülerine yönelik bir tehlike ve beyliklerinin tasfiye sürecinin başlangıcı olarak değerlendiren Kürt beyleri yeni düzenlemelere itiraz ederek direnmeye ve yer yer de isyan etmeye başladılar.’[3]
Yani?
İsyanlar Tanzimat Reformlarına bir tepki, 500 yıldır hüküm süren ağaların, beylein, Mirlerin Osmanlı’ Devletine gösterdiği bir tepki..
Yani Baban, Soran ve Botan beylerinin isyanları siyasi Kürtçü bir nitelik taşımıyor.
XXX
İlginçtir, Kürtler Kürtler üzerine araştırma yapanlar Fransız, Rus, Ermeni, Alman, Avusturyalı ve İtalyan misyoner gezgin ve akademisyenler olmuş..
1840-1966 yılları arasında Kürtçülük üzerine yayınlanmış olan 100 kaynak eserin ülkelerine göre dökümüne, bir örnek olsun diye bakabiliriz;
‘Fransa 23; Rusya 18; Ermenistan 16; Almanya 15; Arap ülkeleri 12; İngiltere 8; Avusturya ve Çekoslovakya 4; İtalya 2 ve Türkiye 2.’[4]
Bu dökümde ilk dikkatimizi çeken, Türkçe’den çevrilmiş eserlerin sayısındaki azlık; topu topu iki tane, demek ki kendi sorunlarımızı dış dünyaya yeterince anlatamamışız.
Öte yanda..
Ermeni, Rus, Fransız ve Almanların Kürt kimliğine karşı dikkat çekici ilgisi de gözlerden kaçmıyor, demek ki bu ülkelerin dış siyasetiyle Kürt kimliği birbiriyle bağlantılı imiş…
XXX
Şimdi bu isyanların nedenleri üzerinde bilmem ki fazla söze gerek var mı, hepsi açık…
Osmanlı Devleti açısından bakarsanız; yarı bağımsız beylikleri merkeze bağlamak ve bu şekilde yeniden toparlanabilmek için yola çıktığı söylenebilir. İzlenen bu siyasetinin ardında hem dış baskıları hafifletmek hem de vergi ve asker toplama işlerini düzene koyarak güçlenmek arzusunun yattığı da görülebilir.
Bu isyanlara, isyanı çıkartan kişiliklerin siyaseti açısından bakarsanız; 1514’te ‘Bey’ olan aşiret reislerinin Tanzimat’la birlikte sahip oldukları güç ve otoriteyi kaybetmek endişesiyle hareket ettikleri anlaşılabilir.
Her isyan kendi özelinde incelendiğinde dahi bu endişe apaçık görülür; aralarında bir fikir birliği olmayan, örgütlü olarak yönetilmeyen, siyasi bir hedefe koşmayan, her beyin kendi isyanını yaşadığı bir olaylar zinciri…
İsyanlara siyasal Kürtçülük açısından bakarsanız; hiçbirinde ‘Kürt, Kürtçe, Kürdistan’ gibi siyasi taleplerin bulunmadığı açıktır.
XXX
Ama..
İş bu siyasi ayrılıkçı Kürtçülere kalırsa küçük büyük her olay bir siyasi isyan, üstelik Kürt adıyla yazılmış bir isyan.
Onlar için coğrafya ayrımı yok, isyanları çıkartanlar ve yönetenlerin gerçek etnik kimliği ve dinsel bağlarının da önemi yok yeter ki Türk devlet yönetimine karşı bir eylem olsun, gerisinin hiç önemi yok.
Oysaki bir olay siyasi Kürt hareketi ekseninde araştırılmak isteniyorsa eğer, sadece etnik kimlik ya da coğrafyadan yola çıkmak yetmiyor. Daha geniş bir pencereden bakmak gerekiyor; kişilikler, etnisite, coğrafya, mezhepler, o süreçteki iç ve dış politik durum gibi.
Çünkü tarih bu, yaşanılan her olay geride bir iz bırakıyor ve bu izler silinemiyor, bir gün mutlaka düşünen ve araştıran akılların karşısına çıkıyor…
Sonuç olarak..
Hepsi art arda sıralandığında görülen o ki, öncelikle dikkate alınması gereken bir coğrafya var; Kuzey Irak…
Bu coğrafyada gözden kaçırılmaması gereken üç büyük güç var; Baban, Soran ve Botan beyleri…
Revanduz merkezli Soran zayıf bir beylikti, mum ışığı gibi parlayıp sönmüştü; beyleri tarih sahnesinden çekildi, unutulup gittiler, biz de unutup gidebiliriz. [5]
Süleymaniye merkezli Baban ile Cizre merkezli Botan beylikleri ise oldukça güçlüdür.
Baban ve Bedirhan..
İşte onları unutmak mümkün değil çünkü Türk tarihinin ilk yüzyılında hep karşımıza çıkacaklar…

Sürecek..
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı Yazar
[1] Ümit Özdağ, ‘Kürtçülük sorunu TC’nin ürettiği bir sorun mudur’ başlıklı köşe yazısı, Yeniçağ Gazetesi, 21 Aralık 2012.
[2] Bilal Şimşir, ‘Kürtçülük’, Cilt I, s. 97, Bilgi Yayınevi, 2009.
[3] Altan Tan, ‘Kürt Sorunu’, s. 86, Timaş Yayınları, 2010.
[4] Şimşir, ‘Kürtçülük’, Cilt I, s. 66.
[5] Kaws Kaptan, ‘Baban, Botan, Soran’, s. 45, Çev: Alihan Zerşati, Fuat Cemil, Nujen Yayınları, 1996.



