Suriye.. ‘Biz Ne Yaptık’

Türkiye yeni bir sürece giriyor..
PKK terör örgütünün feshedildiği konuşuluyor, silah bıraktığı söyleniyor..
Ancak örgütün uluslararası tarihsel geçmişi dikkate alındığında bu o kadar da kolay olmayacak.
PKK denilen şey.. Bedirhan’la başlayan Tarikat, Stalin’le başlayan Rus, Sevr’le İngiliz, Celadet Ali’yle Taşnak, Molla Mustafa’yla İsrail, Mesud Barzani’yle ABD..
Yani?
PKK’yı lağvettik demekle örgüt bitmiyor, siyasallaşıyor tıpkı fetö gibi..
X X X
Öte yanda meselenin teo-stratejik yönü de var.
Irak ve Suriye’de yaşanan savaşların Tevrat ayetlerinde geçen Yeşaya’nın Babil ve Şam öngörüleriyle birebir aynı olduğu konusunda hiç tereddüt yok.
Önemli olan Türkiye’nin bu sayılan savaş ve ayetlerin neresinde yer alıyor oluşudur.
Şimdi hatırlayınız..
1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan krizin çözümü için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilk adımlarını atmaya başlamış,
30 Kasım 1990’da, Irak’ın 15 Ocak 1991’e kadar Kuveyt’ten çekilmemesi halinde kuvvete başvurulmasını öngören bir karar alınmıştı.
16/17 Ocak 1991 gece yarısı savaş başladı.
27 Şubat’ta, Irak Cumhuriyet Muhafızları saf dışı edildi.
28 Şubat’ta, ABD başkanı George Bush ateşkes ilan ettiğinde, Irak’ın direnişi bütünüyle kırılmıştı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 686 sayılı kararının Nisan ayının ilk haftasında Irak tarafından kabul edilmesi ile birlikte savaş resmen sona erdi.
Savaş sonrasında, Saddam yönetimini hedef alan halk ayaklanmaları ülkenin önemli bir bölümünü sarmıştı…

‘KAYBEDEN TÜRKİYE‘
Mart 1991’de, önce Basra ve çevresi, ardından Bağdat’a sıçrayan Şii ayaklanması Irak kuvvetlerince sert biçimde bastırılırken, Şii ayaklanmasından birkaç gün sonra da kuzeyde Kürt ayaklanması başlıyordu.
Saddam’ın kuzeye yönelmesiyle, toplu katliam korkusunu yaşayan yaklaşık 1,5 milyon peşmerge Türkiye ve İran sınırlarına yığılmıştı tıpkı bugün Suriyeli sığınmacıların yığıldığı gibi..
Türkiye konuya yine insancıl amaçlarla yaklaşıyor, yardım elini yine peşmergelere uzatıyordu. Ama kaybeden yine Türkiye oldu.
Yıllar sonra bu gerçeği Genelkurmay Başkanlığı kamuoyuna şöyle açıklıyor:
‘Birinci Körfez Savaşı’na Türkiye Cumhuriyeti koalisyon güçlerine destek vermiştir. Ancak sonucunda Türkiye zarar görmüştür.
Savaş sonunda Saddam’ın Kuzey bölgeye saldırısı sonucunda 100 binlerce insanın Türkiye’nin hudutlarına yığılmıştır.
Bunlara en büyük desteği Türkiye verdiği halde Türkiye suçlanmıştır ve o yığılan insanlar ‘burada bir Kürt sorunu var’ diye dünya kamuoyuna mal olmuştur.’[1]
X X X
BİNGÖL’DE 33 ASKER’
Bingöl olayı basit bir terör eylemi değil, stratejik bir eylemdir; Eşref Paşa’nın dağılma noktasına getirdiği örgüt Özal ateşkesiyle toparlanmış, Bingöl katliamı ile Irak’ta olması gereken çatışmaları Türkiye’ye taşımıştır.
Çıkan şiddetli çatışmalar sonucu, 93, 94 ve 95’te her yıl verilen şehit sayısı beş yüzden fazladır.
Genelkurmay’ın Bingöl sonrası yaşanılanlarla ilgili değerlendirmesine bir bakınız:
‘1992 yılında zayiatımız 496 şehit, 955 yaralı toplam bin 451,
93 yılına baktığımız zaman 538 şehit, 996 yaralı toplam bin 534,
1994 yılına baktığımız zaman 867 şehit, 206 yaralı toplam 2 bin 927 bu yaralılardan bir kısmı tedavi edilmek suretiyle tekrar hayata döndü.
1995 yılında 615 şehit, bin 342 yaralı, bin 957 zayiat var. Bu rakamlar gerçekten çok ürperticiydi.’[2]
Türkiye bu trajik sonuca Özal’ın PKK ile yaptığı, barış kardeşlik, akan kanlar dursun, demokratik çözüm, barış süreci diyerek Öcalan’la yaptığı ateşkes sonrasında ulaşmıştır.
Eşref Bitlis’in 3 Ekim 1992’de başlattığı ve bahar ayında tamamlanması gereken harekat da bu ateşkese bağlı olarak yapılmamıştır…
X X X
Olayları yan yana koyup baktığımızda şu sonuçlara ulaşabiliriz…
1988 Halepçe katliamı ile uluslararası dikkatlerin Kürt etnisitesine çevrilmesi sağlanmıştır.
1991 Körfez savaşıyla adı PKK olan örgüt sayısı 20.000 aşkın silahlı bir güce kavuşturulmuştur.
PKK çatışmalarıyla Avrupa siyasi arenasında Türkiye’de bir Kürt sorunu olduğu siyaseti yaratılmıştır.
Bu siyaset, siyasi silahlı terörü Irak’tan Türkiye’ye taşıma planıdır.
Bu plan küresel İsrail ve BOP planı ile bire bir örtüşmektedir.

2003 İKİNCİ KÖRFEZ SAVAŞI
1 Mart Tezkeresiyle Türkiye’nin gündemine düşen 2003 ABD-Irak savaşında her nekedar tezkere Meclis’ten geçmemiş olsa da, Türkiye bu savaşta da ABD’ye destek verdi.
Ancak Türkiye yine zararlı çıktı.
Yıllar sonra Genelkurmay Başkanlığı, 2003 Körfez Savaşı’nın Türkiye açısından sonucu şöyle açıklıyor:
‘İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra Türkiye yine iki nedenle zararlı çıkmıştır.
Bir; coğrafyasına hapsolmuştur.
İki; PKK çok büyük bir serbestlik kazanmıştır ve çok miktarda silah ve malzeme, dağılan Irak ordusundan ele geçirilmiştir.
Daha önceleri PKK ile mücadele içinde olan Kuzey Irak’taki Kürt gruplarından bir tanesi ki bir zamanlar KYB, PKK ile birlikte o Kürt grubuna saldırıyordu, şimdi doğal bir müttefik haline gelmiştir ve Kuzey Irak’ta çok büyük bir hareket serbestisine sahiptir.
Eskiden katırlarla gittikleri yere şimdi taksilerle gidiyorlar. Buna ait görüntüler elimizde.
Bu da ikinci Körfez harekatının Türkiye açısından olumsuz bir sonucu olmuştur.’
ABD işgali sonucu Irak’ın parçalanmaya yüz tuttuğunu da Genelkurmay Başkanlığı şu sözlerle altını çiziyor;
‘Yine Kuzey Irak’a baktığımız zaman şöyle bir durum ortaya çıkıyor; hazırlanmış olan bir taslak anayasa var. Bu iyi incelendiğinde şu görülmektedir:
Kağıt üzerinde federal bir yapı oluşturuluyor. Güney Şii bölgesi, Sünni bölgesi ve Kürt bölgesi diye üç bölge.
Ama anayasanın içindeki hükümleri iyi incelediğinizde, bunun değil federasyon, konfederasyon bile olmadığı, gevşek bir konfederasyon yani kopmaya hazır bir konfederasyon şeklinde olduğu görülmektedir.
Zaten tarihe de baktığımızda konfederasyonların uzun süreli yaşamadıklarını görüyoruz.
Ya kopmuşlardır ayrı devletçikler kurmuşlardır ya da üniter bir yapıya kavuşmuşlardır. Bunların örnekleri var.’
Genelkurmay bir adım daha ileri giderek Irak’ta bir Kürt devleti kurulmakta olduğunu Türk milletine ve Türk siyasetine ilan ediyor;
‘PKK’nın varlığı orada kök salmıştır. Çünkü Kuzey Irak’ta, Irak güvenlik kuvvetlerinden bir tane silahlı insan dahi bulunmamaktadır.
Bugün Süleymaniye hava meydanına indiğiniz zaman, ziyarete gidiyorlar, onu sadece Kürt bayrakları karşılar. Irak bayrağı yoktur. Karşılama töreninde de Kürt milli marşı çalar. Irak’ın marşı yoktur.
Şu anda Kuzey Irak’ta durum budur.
Federal bir yapıda bazı şeyler merkezi olur. Kuzey Irak’ta merkez bankası kuruldu. Bunun anlamı her yönüyle diğerlerinden ayrı müstakil bir yapı oluştu. Merkez bankası para basıyor. Kendi parasını kullanıyor. Böyle bir yapı var.’

Ve Genelkurmay Başkanlığı bu durumun önüne geçilmesi için, kamuoyu önünde Hükümet’ten yetki isteyecek kadar işin önemini Türk Milleti ve Devlet kadrolarına duyurmaya çalışacaktır, şöyle ki;
‘Peki, Kuzey Irak’a bir operasyon yapılmalı mı? Evet, yapılmalı.
Olayın iki boyutu var. Birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı.
Fayda sağlar mı? Evet, sağlar.
Olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. Bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım.
TSK, yasal zeminde görev verildiğinde bu operasyonları yapma gücüne fazlasıyla sahiptir.”
Genelkurmay 2007’de Irak kuzeyinde sınır ötesi harekat talep etmiş ancak AKP Hükümeti buna izin vermemişti ta ki 2019 Pençe Kilit operasyonlarına kadar.
X X X
IRAK VE SURİYE SAVAŞLARI ÖNCEDEN PLANLANMIŞ

İşte Oded Yinon Planında geçen İsrail’in Ortadoğu Stratejisi ve Irak-Suriye’nin hali:
‘Bir taraftan petrol zengini olan ancak diğer taraftan parçalanmış bir ülke olan Irak’ın İsrail’in hedeflerine aday olması garantidir. Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile daha önemlidir.
Araplar arasındaki her türlü çatışma kısa vadede bize yardımcı olur ve Suriye ve Lübnan’da olduğu gibi önemli bir hedef olan Irak’ın parçalanması için yolu kısaltır.
Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür. Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır:
Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sünni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır.’
Bakın şimdi Irak’a ne görüyorsunuz?
X X X
SURİYE SAVAŞI ÖNCEDEN PLANLANMIŞ
İşte Oded Yınon Planında Suriye’nin hali;
‘Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan’da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet,
Şam’da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan’da, mutlaka Havran’da Kuzey Ürdün’de başka eyaletler kuracaklardır”.
Bakın şimdi Suriye’ye ne görüyorsunuz?
X X X
Tüm bunlar alt alta koyulduğu zaman..
1991 Körfez savaşında Özal ve 2003 Körfez Savaşında da bugünkü siyasetin aldığı yanlış karar ve yaptığı yanlış uygulamaların hem ABD’nin Ortadoğu Projesine hem de İsrail’in planlarına hizmet etmiş olduğu görülüyor, belki bilerek belki de hiç bilmeden…

Erdal Sarızeybek
Araştırmacı yazar
Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz/Büyük Suikast/2013
[1] Genelkurmay Başkanlığı resmi basın açıklaması, 12 Nisan 2007.
[2] Genelkurmay Başkanlığı’nın 12 Nisan 2007 günlü Basın Açıklaması(Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından duyurulmuştur.





