50. Gün.. ‘Siyasi Ayak’

50’nci güne geldiyseniz eğer, şimdi hepsini yeniden alt alta koyup bir toplayalım bakalım. Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak penceresinde karşımıza ne çıkıyor onu bir görelim…
Sonuç olarak 17/25 operasyonu bir ABD-İsrail operasyonudur ve bu operasyonda Fetö’nün kripto hücreleriyle F Tipi kadroları, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına karşı kullanılmıştır.
Bu operasyonun hedefinde Usta ve yakın çevresi vardır.
‘İran’a karşı yaptırımları delmekle’ İsrail’in güvenliğini tehlikeye düşürdüğü savıyla siyaseten yön verilmek istenmiş ve Türkiye’nin İran’a karşı dış politikası değiştirilerek yaptırımlar uygulanmaya başlamıştır.
Yani bu dış operasyon hedefine ulaşmıştır.
Böylesi bir siyasi komplonun hedefine düşerek Türkiye’nin ulusal çıkarları aksine hareket etmek durumunda kalan bir devlet adamı hala görevde kalabilir mi, kalsa da bu görevi bihakkın yapabilir mi?
Şimdi Türkiye’nin bunu düşünme zamanı gelmiştir.
X X X
Yine 17/25 operasyonunda kullanılan iç mekanizmaya bakıldığında, bugünkü siyasi iktidarın desteğinde devletin tepe kadrolarına sızmış bu şebekenin ABD ve İsrail tarafında da kullanılabildiğini gösteriyor ki devlet yönetimi açısından gözardı edilmeyecek bir zaaftır bu.
Öte yanda..
Bu dava bitmemiş aksine hala masa üstünde tutulduğu için mesele Usta ve yakın çevresinin meselesi olmaktan çıkmış, Türkiye’nin ulusal güvenliği meselesi haline dönüşmüştür.
Kaldı ki MİT TIR’larıyla yasadışı olarak yapıldığı ileri sürülen Suriye’ye silah sevkiyatının henüz ABD’de görülen davaya konu edilmemiş olduğu dikkate alındığında, davanın hedefi durumuna düşen bir Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’nin ulusal hak ve menfaatlerini koruyup korumayacağının mevcut anayasa hükümleri çerçevesinde masaya yatılmasının da zamanı gelmiştir.
ABD ve İsrail tarafından kuşatılmış bir Usta’nın önünde fazla seçenek kalmamış olduğu görülüyor…
X X X
17/25’le kıskaca alınmaya çalışılan Usta, bu küresel projeye karşı Türkiye’nin hak ve menfaatlerini korumaya kalktığı anda, masaya İran’a karşı yaptırımın delinmesi ve yolsuzluk’ dosyalarının yeniden geleceği aşikar.
Ardından ‘terörist gruplara gönderildiği ileri sürülen yasadışı silah sevkiyatı da gelecektir ki gücü elde tutan ABD’nin bu davayı uluslararası mahkemeye taşıma riski henüz ortadan kalkmış değil.
İşte ortadaki iki seçenek bu;
Ya her şeyi göze alıp küresel projeye karşı çıkarak Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyacaksınız ya da kendinizi korumak adına eskisinden daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde bu projeyi destekleyeceksiniz.
Peki ama nasıl??
X X X
Bu seçeneklerden BOP’a karşı çıkmak seçeneği çok zayıf, çünkü 18 yıllık iktidarında yapılan uygulama ve alınan kararlar hep bu proje yörüngesinde kendine yol bulduğunu biliyoruz. Burada, Usta’nın baştan beri izlemiş olduğu siyasetin Türkiye’yi hedef almış BOP’la bir sorunu olmadığını görebiliyoruz.
BOP’la birlikte ‘eskisinden daha hızlı ve daha güçlü’ yürümek seçeneğine gelince, bu da bir seçenek ama nasıl işletilecek?
Bana sorarsanız Usta’nın asıl sorunu bu olmalı.
Öyle ya eskisinden daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde bu projeyedestek amacıyla Türkiye’nin sahip olduğu tüm imkanları kullanmaya kalktığında ne olacaktır?
Memlekette Türk Ordusu var, Milli Güvenlik Kurulunda ağırlığı var diyeceğim ama 15 Temmuz’dan sonra bu kalmadı artık.
X X X
Öte yanda…
‘Kod Ergenekon’un kumpas olduğunu açıklamak zorunda kalmışsınız, başta İlker Başbuğ olmak üzere hedef aldığınız komuta kadrosu hem hukuk önünde hem de kamuoyu vicdanında güç kazanmış, hele ki ‘teröre siyasi çözüm olmaz’ diyen bu askeri kadronun yeniden görevlerine iadesi gündeme geldiğinde ne yapacaksınız, diye soracağım ama 15 Temmuz’dan sonra bu da artık kalmadı.
X X X
Türkiye şimdi ‘Fetö’nün siyasi ayağı kim’ diye soruyor.
Adım adım, ayağımızı sağlam yere basarak geldiğimiz bu noktada sizce asıl sorulması gereken soru bu mu olmalı?
Eğer siz Fetö’nün siyasi ayağı kim, sorusuyla Fetullah Gülen Cemaatini anlıyor ve de bu cemaat üyelerinin devletimizin en tepe noktalarına nasıl geldiğini öğrenmeye çalışıyorsanız, mesele çok basit o zaman.
Çünkü Bu cemaate bu gücü veren başta Usta olmak üzere Bakanlar Kurulu’dur.
Öyle ya anayasa ve kanunlarımıza göre devletimizi, kurumlarını ve kaynaklarımızı yöneten Hükümet değil mi?
İşe almaktan tutun, terfi ve yükselmelerden en tepe kadrolara kadar personel atamasını yapan Bakanlar ve Başkan, kimi zaman da Cumhurbaşkanı değil mi?
Zaten Usta, Fetullah Gülen’e hitaben ‘bu ne nankörlük ya. Ne İstedin de alamadın’ demedi mi?
Dedim ya eğer siz Fetö’nün siyasi ayağı kim, sorusuyla Fetullah Gülen Cemaatini anlıyorsanız, durum ortada.
Bu cemaat mensuplarını devlet kadrolarına getiren Bakanlar Kurulu ve Usta’dır.
Tabii bu noktada geçmişin de sorumluluğu var. Çünkü bu cemaat Usta’nın iktidarında kurulmuş değil, büyüyüp serpilerek güçlenişi Usta’nın devrine denk düşüyor.
Usta zaten bunu kamuoyuna hatırlattı..
Bugün cemaatin her şeyiyle kendi üzerine yıkılmak istenen bu sorumluluğu ‘Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Başbakan Bülent Ecevit gibi farklı görüşten siyasetçiler ve devlet adamlarının yanı sıra kendilerinin de geçmişte iyi niyet ile bu yapıya destek oldular’ diyerek fotografı ortaya koydu.
Ama yok, eğer ki siz ‘Fettulahçı terör örgütünün siyasi ayağı kim’ diye soruyorsanız, işte o zaman iş değişir.
Bu sorunun cevabını verebilmek için zorunlu olarak Kod Ergenekon, Kod 17/25 ve Kod 15 Temmuz’a yeniden dönüp çok kısa bir gözatmamız gerekiyor…
X X X
Hatırlayalım, daha en başta ne demiştik:
‘Türkiye peş peşe üç ağır darbe yaşadı; kod Ergenekon, kod 17/25 ve kod 15 Temmuz.
Üçünü de yapan aynı örgüttü; Fetö!
İlk darbenin hedefi Türk Ordusuydu, bugünkü siyasi iktidar destek verdi.
İkinci darbenin hedefi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı, ABD ve İsrail destek verdi.
İş 15 Temmuz’a gelince ortalık karıştı; hedef Türkiye’ydi diyen var, içsavaş çıkarılacaktı diyen var, Erdoğan’dı diyen var, hedef Türk Ordusu, Türk Cumhuriyeti diyenler de var.
Hal böyle olunca ortalık karışıyor çünkü bugün siz ortaya çıkıp ‘efendim dershaneleri kapattık onun için böyle oldu, bu bir dershane savaşı’ deseniz de yürekler ferahlamıyor, perde açılmıyor, aksine kapanıyor.
Asıl oyuncular böyle sahne arkasına çekilince, toplum akıl gücünü ne kadar zorlarsa zorlasın, sonuç alamıyor, gerçekte ne olup olduğunu göremiyor, belki de görmesi istenmiyor’ demiştik.
Şimdi buradan yola çıkarsak eğer, aradığımız cevaplara ulaşabiliriz.
X X X
Kod Ergenekon kumpas soruşturmasında hedef Türk Ordusuydu.
Bu soruşturmaya kendi siyasi çıkarları istikametinde hem siyasi iktidarın hem de ABD ve İsrail’in destek verdiğini biliyoruz. Bu kumpası kuran Fetö’nün Zekeriya Öz’le başlayan kripto hücreleriydi.
Kod 17/25 kumpas soruşturmasında hedef Usta ve yakın çevresiydi.
Bu soruşturmaya kendi siyasi çıkarları istikametinde ABD ve İsrail’in destek verdiğini biliyoruz. Bu kumpası kuran yine Fetö’nün Zekeriya Öz’le başlayan kripto hücreleriydi.
Şimdi ikisi alt alta toplandığında, kumpası kuranların aynı Fetö olduğunu ama destekleyenlerin ikiye bölündüğünü, bir yanda Usta’nın, diğer yanda ABD ve İsrail’in yer aldığını görebiliyoruz.
‘İş 15 Temmuz’a gelince ortalık karıştı’ demiştim.
Niye karıştı?
Kalkışmayı yapan hep aynı Fetö’ydü ancak hedefi resmen kesinlik kazanmadığı için, siyasi destek cephesinde iş örtüleniyor. Usta bu kalkışmayı Fetö yaptı diyor ama ABD yaptı demiyor., İsrail yaptı da demiyor.
Usta’nın bu ifadesiyle ABD ve İsrail işten sıyrılıyor, Fetö dımdızlak ortada kalıyor.
Şimdi bu sahnede kalkışmanın hedefi olduğunu söyleyen Usta var, bir de ‘kalkışmayı ben yapmadım’ diyen Fetö var.
Öyleyse sahnenin perdesini aralayalım…
X X X
Kod 17/25 komplosunu kuran ABD ve İsrail’dir ve bunu Fetö’nün kripto hücrelerini harekete geçirerek yapmıştır. Komplonun hedefi Usta ve yakın çevresidir. Ancak bu noktada Gülen Cemaati henüz Fetö olmamıştır ve bu yapıyı güçlendirmiş olan Usta siyasetidir.
Yani bu Cemaatle hem Usta’nın hemen de ABD-İsrail’in ilişkileri vardır.
Tablo bu.
X X X
Şimdi perdeyi açtığımızda, karşımıza 17/25’ten hiç haberi olmayan bir Usta çıkıyor.
Bu durum da hemen şu soru akla geliyor:
‘Memlekette Milli İstihbarat Teşkilat var. Peki o zaman Usta ve yakın çevresinin haftalar belki aylarca telefonları dinleniyor, banka kayıtları çıkarılıyor, kamera görüntüleri alınıyor, fiili takip yapılıyor, arama kararları çıkarılıyor ta ki evler ve işleri basılıncaya kadar kimsenin ama hiç kimsenin haberi olmuyor’.
Neden?
Elbette bu soruya Usta’nın yakın çevresinde yer alan güvenlik danışmanlarının cevap vermesi gerekiyor, diyelim ve şimdilik geçelim.
X X X
17/25-15 Temmuz, arada neredeyse üç yıl var.
Türkiye’de yer yerinden oynuyor. Fetö’nün alt katı, orta katı, üst kattakiler darmadağın ediliyor. Gözaltılar, tutuklamalar, yer değiştirmeler, kaçanlar göçenler… Ortalık toz duman! Ama bu ağır koşullar altında dahi hep aynı Fetö kalkışmaya cüret edebiliyor?
Nasıl?
Elbet bu soruya da Usta’nın yakın çevresinde yer alan güvenlik danışmanlarının cevap vermesi gerekiyor ama biz vakayı çözebilecek iki anahtar noktayı bildiğimiz için, işi yokuşa sürmeyelim.
Anahtar Genelkurmay Karargahındadır.
İlk olarak, darbe mesajlarını yazan, yazdıran, emir veren, imza atan, harekat merkezine götürüp tüm birliklere dağıtanlar…
X X X
Ve ikinci ve son olarak..
Gölbaşındaki polis merkezine bomba atan, darbe çöktüğü halde Ankara’da sağa sola bomba atan, İstanbul’da köprüde sabaha askerlerimizi halkın karşısında tutanlar tek mahkemelik çatı altında, Genelkurmay Karargahıyla olan bağları da ortaya çıkarılarak sonuçlandırıldığında, bu bir darbe mi yoksa casus kripto hücrelerin Türk Ordusu ve milletine kurduğu bir komplo mu’ herkes görebilecektir.
17/25’ten neden Usta’nın haberi olmadığı meselesine gelince…
Fetö’nün çıkış noktası Cemaat.
Usta’nın ifadesiyle üç katlı. Alt katı ibadet, ortası ticaret ve tavanı ihanet olan bir yapı. Alt katta oturanlar arasından F Tipini seçerek devletin tepe kadrolarına sızdıranlar cemaatin abi ve ablaları.
Bu abi ve ablaları yöneten ve orta kattaki ticareti yönlendirenler, varlığından Usta’nın bile haberi olmadığı anlaşılan kripto hücreler.
Yine Usta’nın deyişiyle bunlar akıllı olanlar ve kaçtı, Zekeriya Öz gibi. Geriye aklı yetmeyenler kaldı ki hepsi yargılanıyor zaten.
Bu aklı yetmeyenleri tanıyoruz biz, medyanın çaycı simitçi, baklavacı, börekçi diye tanımladığı cemaatin alt katı ile orta katında yatanlar.
X X X
Şimdi Türkiye açığa çıkmamış olan işte bu kripto hücrelerle karşı karşıya.
Bu Kripto hücrelerin daha il bakışta nerede aranması gerektiğini belki Usta’ya işaret edebilir umuduyla, Özel Kalem Müdürü Turhan Çömez’i dinleyelim;
‘Fetö 15 Temmuz darbesini yıllar öncesinden planladı. Bunun için yapması gereken temel şeylerden bir tanesi Sayın Erdoğan’ın etrafına kendi militanlarını yerleştirmesiydi. Fetö’nün dini motifleri kullanan emperyal güçler tarafından dizayn edilmiş, son derece stratejik bir istihbari örgüt olduğunu düşünüyorum.
Ve böylesine köklü, uzun yıllardan devam eden bir çalışmanın, devletin en ince noktalarına kadar nüfuz etmiş bu yapının çok kolay temizlenemeyeceğini, etkilerinin ortadan kaldırılabilmesi için çok uzun yıllar mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum.’
Bu noktada istihbaratın neden hem 17/25 hem de 15 Temmuz’dan haberin neden olmadığı sorusuna bir cevap bulduğumuz anda, çözüm yolumuz açıktır.
X X X
Cemaatin son sahnesinde siyasi ayağı olan Usta ve Bakanlar Kurulu, istihbaratın neden bu iki komplodan haberi olmadığını açıklamalıdır.
Resmini çizdiğim kripto hücre şeklinde teşkilatlanmış bu casus şebekenin halen devletimizin hangi kurum ve kuruluşlarına faaliyet gösterdiği bilinmediği için, tehlike ağırdır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı şimdi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır.
Usta’nın elinde bu düğümü çözmek için üç büyük güç var.
İlki Milli İstihbarat Başkanı Hakan Fidan.
İkincisi Turhan Çömez ‘in deyişiyle çevresini sızdırılmış olan güvenlik danışmanları.
Üçüncü büyük gücü ise yargıdır.
İsteniyorsa eğer, bu düğüm işte bu üç büyük güçle çözülebilir.
Peki çözülmezse, bunun anlamı ne olabilir?
X X X
O zaman insanın aklına ‘Allah gariban kulunu sevindirmek istediğinde önce eşeğini kaybettirir sonra da buldururmuş’ diyen bir özdeyiş gelebilir.
Bu resmi çizilen Kripto hücrelerin 17/25’le Usta’ya tuzak kurup, sonra 15 Temmuz’la bir çıkış yolu vererek tam bir kıskaca almış olduğu düşünülebilir.
Bu durumda bu casus hücrelerinin devletimizin istihbarat teşkilatına sızmış oldukları ortaya çıkar ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanını her hal ve şartta bu şebekenin etkisizleştirilmesi için derhal harekete geçmesini zorunlu kılar.
Öyle ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı 17/25’te komplo kurulacak milli istihbaratın haberi olmayacak.
Üstelik milli istihbartın gizli yürüttüğü bir sevkiyata içeriden operasyon yapılacak, kimsenin haberi olmayacak.
En nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı kalkışma yapılacak, yine kimsenin olmuyorsa, bu akıl böyle düşünmesinde ne yapsın!..
İşin vahametinin ulaştığı bu son noktaya rağmen, yine de bu Kripto şebeke çözülmez ise eğer Türk Milleti çaresiz değildir.
X X X
Devletinin ağır ve yakın tehdit altında olduğunu gören Türk Milleti bu kez zorunlu olarak sandığa gider, iradesini ortaya koyar, geleceğini endişeye boğan bu düğümü çözecek vatan evlatlarını işbaşına getirmek suretiyle yine de varlık ve bekasını teminat altına almasını bilir.
Usta şimdi ne yapar ne eder bilemiyorum. Ama siz yine de bana soracak olursanız, iş bu noktaya uzanmadan Usta’nın son bir seçeneği daha var. O da dik durmak!
Nasıl yani?..
Evet, dik durup, önce devletin en üst katına sızmış kripto hücrelerini açığa çıkarmak.
15 Temmuz gecesi havadan sağa sola bomba atmakla, Gölbaşı’nda belki de ranzalarına uyumakta olan polislerimizi sanki intikam alırmışçasına katletmekle neyi amaçladıklarını su yüzüne çıkarmak!..
Onların sorgularından elde edilecek yeni bilgilerin ışığında devamı gelecektir zaten.
X X X
Bakınız işte Usta’ya en yakın isimlerden olan, Kod Ergenekon kumpası yüzünden tam 12 yıl önce İngiltere’ye giden ve daha yeni Türkiye’ye geri dönen AKP Balıkesir eski Milletvekili Turhan Çömez, ayağı vatan topraklarına basar basmaz ‘Fetö 15 Temmuz darbesini yıllar öncesinden planladı. Bunun için yapması gereken temel şeylerden bir tanesi Sayın Erdoğan’ın etrafına kendi militanlarını yerleştirmesiydi’ diyor.
Ve bu örgütün stratejik küresel bir istihbarat örgütü olduğuna vurgu yapıyor, işte sözleri;
‘Fetö’nün dini motifleri kullanan emperyal güçler tarafından dizayn edilmiş, son derece stratejik bir istihbari örgüt olduğunu düşünüyorum.
Ve böylesine köklü, uzun yıllardan devam eden bir çalışmanın, devletin en ince noktalarına kadar nüfuz etmiş bu yapının çok kolay temizlenemeyeceğini, etkilerinin ortadan kaldırılabilmesi için çok uzun yıllar mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum.’
Yani?
Dik durmak demek, üç katlı bu çetenin en üst katındaki kripto ihanet hücrelerini açığa çıkarmak anlamına geliyor.
Bu da, eğer ki Usta dik durup bu son seçeneğe başvurursa ‘önce kendi etrafındaki çevreden işe koyulması gerekiyor’ demeye geliyor.
Ancak bu şekilde Türk Ordusuna, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine nasıl bir tuzak kurulmuş olduğunun ortaya çıkabileceğine inanıyorum.
Yine böylece 15 Temmuz nedeniyle atılmış olan tüm yanlış adımlardan da dönüleceği ve Türkiye’yi hedef almış küresel projeye karşı dik durulabileceği düşüncesindeyim.
Belki o zaman mezunu olduğum Şanlı Yuva Kuleli Askeri Lisesi de yeniden eğitim ve öğretim faaliyetlerine başlayacak, yüreği vatan aşkıyla dolu Türk Subayı yetiştirmeye sonsuza dek devam edecektir.
X X X
Öte yanda…
Böylesi bir dik duruş, ABD ve İsrail lehine Türkiye’ye karşı ajan-provokatörlük yapanları açığa çıkartacaktır ki, 17/25 operasyonunun bir ABD-İsrail komplosu olduğu hukuk önünde kabul görebilecek, dolayısıyla Amerika’daki dava boşa çıkarılmış olacaktır.
Bu durumda Türk adaleti devreye girerek salt yolsuzluk üzerinden davayı görebilecektir. Yasa dışı silah sevkiyatı iddiaları da benzer şekilde Türk adaletince dava konusu yapılabilecek, böylece Usta bu küresel kıskaçtan kendisini kurtarma fırsatı bulabilecektir. Gerisi Türk adaletine kalıyor.
Bu son seçenek değerlendirilmez ise eğer…
Amerika ile müzakere edilmekte olan ‘güvenli bölge’ meselesi bir yana, küresel projenin hedefinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da var, Türk ulus devletinin üniter yapısının değiştirilmesi meselesi var. Çünkü anayasa değiştirilmeden BOP kendine uygulama sahası bulamıyor. Tüm sorunlar karşısında baskı altında tutulan bir cumhurbaşkanı hala Türkiye’nin ulusal çıkarlarını koruyabilir mi?
İşte Halep işte arşın.
Gelecek 51’nci bölümde çıkış yolunu arayacağız..
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı Yazar
Kitap:

Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak



