Noel.. ‘Hakkari’de Bir İngiliz’

İngiliz Ajanı Noel’i bilmeyenimiz yoktur.
Milli Mücadelede Mustafa Kemal Paşa’ya suikast girişiminden, Hakkari bölgesindeki aşiretlerin TBMM’ne karşı kışkırtılmasından alın, Irak kuzeyindeki aşiretlerin isyana sürüklenmesine kadar Türki Milletine karşı her türlü yıkıcı ve bölücü işlerin tam ortasında bu Noel’i görebilirsiniz.
Şimdi bu İngiliz ajanı Noel’in Hakkari Şemdinli bölgesinde İngiliz ve Osmanlı altınıyla ne i,şler çevirdiğine tanık olacaksınız..
Başlayalım..
Mondros Mütarekesi(1918) sonrası Musul işgalinin büyük bir tepkiyle karşılanmış olduğunu biliyoruz.
Tepki olsa da, İngilizlerin bu noktada durmayarak işgali Hakkari yöresine genişletmek için tasarladığı planları da biliyoruz.
Bu zor işleri doğrudan yapabilecek askeri güçlerinin olmadığı da meydandadır, olsaydı zaten doğrudan Doğu Anadolu’ya girecek ve tüm Anadolu’yu ele geçirebilecekti ama olmadı.
Bu nedenledir ki İngilizler doğrudan güç kullanımı yerine Nesturiler, Ermeniler, Keldaniler bir yana, bu bölgedeki Kürt aşiretlerini elde edebilmek için her yola başvuruyorlardı. Her yol derken bu noktada ince bir detay vardı; diğer etnik gruplar ‘bir Asur devleti’, bir ‘Ermeni devleti’ gibi vaatlerle elde edilirken, Kürt aşiret reislerine vaatle değil, altınla gitmişlerdi yani sarı Osmanlı altın lirasıyla…
X X X
Muzaffer İlhan Erdost İngiliz ve Osmanlı altın lirasıyla gelişen süreci şöyle başlatıyor;
“Bir sabahtı.
O günlerde ilçe merkezi olan Biskan köyüne bir İngiliz geldi. Barzani aşiret Reisi Şeyh Ahmet’in adamlarından yüze yakın muhafızı vardı. İki bavul taşıyordu yanında.
Kendisinin İngiliz Hakimi olduğunu söylüyordu.
Adını da hatırlıyorum: ‘Micernivel(Major Nivel yani Binbaşı Noel)…
‘Biskan’a geldikten biraz sonra bizi çağırtmış’ diye devam ediyor Gerdi Aşiret reislerinden Ahmet Hayran, ‘Bizi çağırtmış, gittik. Daha oturmadan ‘Türk memurlarını siz saklamışsınız’ dedi bize. ‘Nereye sakladıysanız, hemen alıp getireceksiniz’.
‘Biz bilmiyoruz’ dedik, ‘Dün akşam buradaydılar ama şimdi neredeler, nereye gittiler bilmiyoruz’…
X X X
Akşam oldu.
Ben, Oğuz Bey, Seyit Emin, daha başka aşiret(Gerdi) ileri gelenleri oturuyorduk.
Micernivel(Binbaşı Noel), bizi konuk aldığı odaya gene çağırtmış.
Gittik ve oturduk.
Bize sordu, dedi ki ‘Ruslar bu memlekete gelmeden önce burada kaç hane vardı, şimdi kaç hane var?’
Süleymaniyeli biri vardı yanında, Müslüman biri, o bize söylediklerini çeviriyordu. ‘Rus’un geldiği yerler hep boşaldı’ dedik…
O sordu, biz söyledik, yazdı defterine.
Öküzü, atı, katırı sordu. Sonra kendi kendine hesaplar yaptı. Katırla getirdiği bavullarından birini açtı.
İçi sarı altın doluydu. Osmanlı altını idi.
Bize döndü, ‘sizin zararınız on beş bin altın eder’ dedi. Biz ‘Bu ne parası’ dedik. ‘Herkese’ dedi, ‘eskisi gibi köyünü onarsın, çift alsın, katır alsın. Ben size para getirdim’”.
Yani?
İngilizler bölgedeki aşiretleri devlete karşı isyana sürükleyebilmek için, Seyit Taha ve şürekasına altın dağıtmaktadır, ilk uğrak yeri de Şemdinli olmuştur yani 1925 Diyarbakır isyanını tertipleyecek olan Seyit Abdulkadir’in yeri…
X X X
’Biz bir tek altın bile almayız’ dedik. Şaşırdı. ‘Niye’ diye sordurdu Süleymaniyeli ile.
‘Bizim paraya ihtiyacımız yok’ dedim. Allah bilir bir tek altın bile almadık.
Micernivel bavulunu öfkeli öfkeli kapattı. Bir şeyler söylendi.
Sabah oldu, uyandık ki, gitmiş. Barzanlı muhafızlarını almış, bavullarını hayvana yükletmiş, geri Revandız’a gitmiş.’ Noel Revandız’a geri dönmüş.
Çevresindekiler, ‘Şemdinli halkı Seyit Taha’nın tebasıdır. Onu razı edersen, hem parayı alır hem de Şemdinli’yi size verir’ şeklinde bir telkinde bulunması üzerine, bir Hintli subayı Seyit Taha ile bağlantı için göndermiş. Seyit Taha bu sırada İran’daydı. Görüşme sonrası birlikte Revandız’a dönmüşler ve Seyit Taha, Noel ile anlaştı.
İngilizler Seyit Taha’ya 18.000 altın verecekti ve Şemdinli’ye kaymakam yapacaktı. Taha’nın Akre’deki evi otuz katıra yüklendi, otuz deve ve bir o kadar çadır ile Şemdinli’ye getirildi. Şeyhan ve Fakyan(Yeşilöz)[1] köylerinin altına çadırlar kuruldu[2]…
X X X
Erdost, Seyit Taha’nın rolünü açıkladıktan sonra konuyu şöyle noktalıyor;
“’Bir gün akşama doğruydu’ diyor Ahmet Kayran, ‘baktım Seyit Taha, Benevik’[3]e, bizim eve konuk geldi’.
Yanında iki kişi vardı. Birini tanıyordum. Bizim Seyit Emin idi, Ceman[4] köyünden. Öbürü İngiliz siyasi hakimi idi(Binbaşı Noel). Doğrusunu istersen unuttum adını. Başında kalın mantar şapka vardı. Sizin gibi giyinmişti; ceket, pantolon, kravat. Seyit Taha değişik giyerdi. O gün başında tiftik kalpak vardı. Oturdular, Oğuz beyi de çağırdılar.
Gece bizde kaldılar. Havadan sudan konuştuk.
Sabah erken kalktık. Ekmek yedik.
Bana, Oğuz beye, Seyit Emin’e ‘Haydi’ dedi Seyit Taha, ‘Siz de bizimle gelin. Fakyan’a, bizim eve…’
Fakyan’da o gün o gece dinlendik.
Sabahleyin Seyit Taha, beni, Seyit Emin’i, Oğuz beyi çadırına çağırtmış. Gittik, oturduk.
Baktık, önünde üç altın kümesi. Biz çadıra girdiğimizde önünde sayılmış duruyordu.
Bize dedi ki ‘Bu parayı size vereceğiz. Yanımda duran İngiliz hakimini de bu iş için birlikte getirmiştim. Siz gidip Nehri’[5]deki hükümeti ya tutun bize getirin ya da Nehri’den çıkartın, Gevar’[6]a gitsinler. Haruna Gediğine(Şemdinli-Yüksekova sınırı) ben Şemdinan’[7]ı İngilizlere bıraktım. Ben İngilizlere söz verdim. Bu memleket bizimdir, biz artık Osmanlı hükmünde kalmayacağız’.
Sonra önündeki paraları avucu ile önümüze sürerek, ‘Bu bin altın Ahmet Beye’ dedi, ‘bu bin altın Oğuz beye, bu beş yüz altın da Seyit Emin’e’…”[8]
X X X
Şimdi..
Bu yaşanılanları Şeyh Mahmud Berzenci olayı ile yan yana getirdiğimizde, bu Micernivel’in Binbaşı Noel olduğu anlaşılıyor, olayların aynı tarihsel süreçte yaşanmış olduğu görülüyor.
Yani?
Nesturi isyanı hazırlanırken küçük Seyit Taha ve Barzaniler İngilizlerin emrindedir.
Peki, İngilizler bu isyanla neyi başarmıştı?
Bu isyanla Musul’un İngiliz işgalinde kalmasını ve bu bölgede yeni bir Kürt dosyasının açılmasını başarmıştır. Bu noktada, Seyit Abdulkadir’in yeğeni Seyit Taha ve Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin de bir İngiliz işbirlikçisi olduğu açığa çıkmıştır.
‘1919-1931 arasında sessiz kaldık‘ diyen Mesud Barzani’nin bu sözlerinden, aynı süreçte Türklere karşı İngilizlere yanaşmış olduğu ileride açığa çıkacaktır.
Ve bu süreçte Barzaniler, Türkiye’ye karşı açılmış olan Kürt dosyasının İngiliz silahlı ayağı olarak Türk tarihine yazılacaktır…
X X X
1924 Nesturi isyanı ardında yatan bir gerçek daha vardır, o da, Hakkari’de Nesturi isyanı yaşanırken, Barzanilerin de Şemdinli’ye saldırmış olduğudur. Saldırının hedefi, Bembo vadisindeki jandarma karakoludur, komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey’dir.
Yüzbaşı Hilmi Bey ve askerlerine yapılan saldırı Eylül 1924’ün ilk haftası içerisindedir. Hakkâri Valisi’nin esir alınması olayı ise daha öncedir, 7 Ağustos.
Yani Hakkari’deki isyan henüz Şemdinli’ye ulaşmamıştır. Buna karşın Hilmi Bey işlerin iyiye gitmediğini anlamış ve savunma hazırlıklarına hız vermiştir.
Yüzbaşı Hilmi Bey anlatıyor[9]:
“Erlere buldukları un, buğday, yiyecek olarak ne varsa almalarını, torba bulamazlarsa kaput kollarını sökerek, onları da torba yerine kullanmalarını söyledim. Vakit yoktu, her an etrafımızı çevirebilirlerdi.
Elimizdeki kısıtlı cephaneyi de alarak yola çıktık. Kaymakam Hamdi Bey, Mal Müdürü Ali Efendi, Telgraf Müdürü İzzet bey yanımdaydı. Yerli halktan bize katılanlar, bizimle kader birliği yapanlar vardı; İbrahim Han Töre, Mehmed Sait en fazla yardımı dokunanlardı[10].
Dereler içinden Bembo’ya ulaştık. İbrahim Han’ın verdiği yirmi kişi, erlerle tepeyi savunur hale getirmeye çalıştım… Üçüncü gündü; dereler içinden gelip izimizi kaybettirmeye çalışmamıza rağmen bizi bulmuşlardı.
Tahminimden daha kalabalıktılar. İşin şaşırtıcı yanı, daha önceki Nesturi İsyanı’nı (1915) bastırmada yardımcı olan Barzanlar, bu sefer onları yanlarına almışlardı. Süvari ve piyade, tahminen iki tabur vardı. İki tabura karşı kırk kişi…”
X X X
Yüzbaşı Hilmi Bey bu arada, elinde avucunda ne varsa mevzi yapmak için kullanmış, savunma düzenine geçmiş ve bir Nesturi-Barzan saldırısına hazırlıklıdır. Beklediği yardım ise henüz ulaşmamıştır.
Ve bir gün Bembo Vadisinde Barzani ve Nesturilerle karşı karşıya gelir.
Yüzbaşı Hilmi Bey:
“…İzimizi bu kadar çabuk bulduklarına hayret ettim. Askeri bir düzenle gelir gelmez kalemizi çevirmeye başladılar. Başlarında bir subay olduğunu düşündüm. Dürbünle baktığımda karşımıza gelen sırta makineli tüfek yerleştirdiklerini gördüm. Topları yoktu, ona sevindim; topları olsa hiç şansımız olamazdı.
Üç dört saat sonra bir beyaz mendilin sallandığını gördük. Aşağıdan birinin adımı çağırdığını duydum: ‘Hilmi, Hilmi, seninle konuşmak istiyorum’.
Üstünde üniforması, başında poşisiyle kimdi bu?
- Tanımadın mı? Ben İhsan Nuri.
Yüzbaşı İhsan’ı uzaktan tanırdım, buralara ne hikmetse görev dışı, ara sıra gelirdi. 7. Ordu’nun subaylarından olduğunu söylemişlerdi. Şimdi isyancıların başındaydı, söyleyeceklerini merak ediyordum.
Aşağıya seslendim:
- Ne söyleyeceksen söyle bakalım.
- Seni iyi tanıyorum, cesur birisin, gel bu sevdadan vazgeç, bize katıl, seni zengin ederim. Yoksa orada hepiniz ölürsünüz.
- Söyleyeceklerin bitti mi?
- Evet.
- Senin gibi zengin bir hain olacağıma, şerefli bir fakir olarak bu tepede ölmeyi tercih ederim.
- Son kararın mı? İyi düşün.
- Ben kararımı orduya girerken verdim.
“…Herif defolup gitti, çok geçmeden tepeye makineli tüfek atışı başladı. Bize gözdağı vermek istiyordu.
Mesafe uzak, biz de tam siperdeyiz. Bir makineli de aksi tarafta, zaman zaman karşılıklı ateş ediyorlardı. Yaptığım mazgal deliklerinin birinden ışık sızmış olmalı ki, atışı o deliğe yönelttiler. Atışı bizzat İhsan’ın yaptığını tahmin ediyordum.
Makineli de ihtisas sahibiymiş. Kurşunlar o delikten girip, kayalara çarpıp sekiyor veya parça koparıyordu, bizim için tehlikeli olmaya başlamıştı. Nitekim çok geçmeden onbaşım kolundan yaralandı.
Yaptığımız küçücük oda gibi bir yerde, bir kıpırdama, bir panik havası esmeye başladı. Yaşlı Kaymakam’a kalsa hemen teslim olmamız lazımdı, onu sert bir şekilde susturdum.
O deliği kapatmam lazımdı ama nasıl?
Bir şeyler ararken elime, erlerin kaput kolundan yaptığı un torbası geçti. Yaralanırsam bari sol kolum olsun, diyerek sol elime aldım, deliği tıkadım. Hayret! Kurşunlar un tornasına sanki yapışıp kalıyordu. Ortalık sakinleşti…”
Ve Yüzbaşı Hilmi Bey’in bu savunması karşısında Barzaniler sonuca ulaşamaz ve gerisin geriye dönerler.
Yüzbaşı Hilmi Bey ve askerleri artık emniyettedir. Halid-i Nakşibendi Şeyhi Ahmed’in peşmergeleri, Nesturiler ve İhsan Nuri püskürtülmüştür.
Yüzbaşı Hilmi Bey’in yardımına ilk gelen Şemdinli’deki Herki aşireti olmuştur.
Bu aşiret, Konur vadisi ile Bembo vadisinde yaşayan insanlarımızın aşiretidir ve hala aynı bölgede yaşıyorlar. 1992 yılında Aktütün’de, Barzani desteğindeki teröristlerin saldırısına uğradığımızda da, ilk yardımımıza gelen bu aşiret olmuştu.
Bu aşiretten Kerem’di, Fatih’ti, Şakir’di, Numan’dı, Abdullah Nurşin’di. Numan, sonrasında şehit düştü, ruhu şad olsun, diğerleri ise hala hayattadır, Allah onlara uzun ömürler versin…
X X X
Bu olayda geçen bu İhsan Nuri, 3/4 Eylül 1924 gecesi Beytüşşebap’taki birliğinden firar etmiş olan İhsan Nuri’dir. Aynı günlerde Irak/Zaho’daki İngiliz birliğine katılmış, Barzanilerle birleşerek Şemdinli’deki Yüzbaşı Hilmi Bey’in karakoluna saldırmıştır.
Yine bu İhsan Nuri, 1930 Ağrı Ermeni isyanını tertipleyen elebaşılardan biri olacaktır. Burada Nesturi isyanına destek veren bu Barzaniler, yine 1930’daki Ağrı Ermeni isyanına destek için bu kez Hakkari/Dağlıca Piyade Bölüğü’ne saldıracaktır.
Tarih tekerrür edecek ama geçtiği her yerde bir iz bırakacaktır…
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı Yazar
Kaynak: Büyük Suikast/Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz

[1] Şeyhan ve Fakyan: Şemdinli’nin doğusunda Hazne-Tanyolu arasındaki vadi boyunca sıralanmış yerleşim yerlerinden ikisi.
[2] Muzaffer İlhan Erdost, ‘Şemdinli Röportajı’, s. 44, Onur Yayınları, 1987.
[3] Benevik: Şemdinli- Ortaklar- Gelişen yolu üzerindeki Örencik köyü olabilir.
[4] Ceman: Şemdinli’nin Taşlıçayır mezrası, güneydeki Gelişen köyüne bağlı olabilir.
[5] Nehri: Şemdinli Bağlar köyü, Seyit Taha’nın dedesi Halidi Nakşibendi halifesi Seyit Taha’nın mezarı buradadır.
[6] Gevar: Yüksekova ilçesinin eski adı.
[7] Şemdinan: Şemdinli ilçesinin eski adı.
[8] Erdost, ‘Şemdinli Röportajı’, s. 45.
[9] A. Fevzi Öker, ‘Cumhuriyet’i Kuranların Sessizliği’, s. 133, Chiviyazıları yayınları, 2004.
[10] İbrahim Han Töre, Herki aşireti, hala aynı bölgede yaşar, akrabası Hakkı Töre yakın zamanda milletvekili idi, teröre karşı uzun yıllar mücadele etmiş bir aşirettir.



