Türkiye.. ‘Neyimiz Eksik’

Herkes biliyor ve görüyor..
Önümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını ve bekasını hedef almış bir küresel siyaset var.
Bu küresel siyasete BOP diyoruz.
Günümüze bu küresel siyaset üzerinden bakıldığında, Türkiye’nin Büyük İsrail adıyla ortaya çıkmış bir Sion planıyla İngiliz/ ABD’nin başı çektiği bir Haçlı planın hedefinde olduğunu açıktır.
Bu siyaset sahiplerinin güçleri yeterse eğer bölgemiz coğrafyasının sınırlarını değiştirebileceği gerçeği de ortadadır.
Akademisyenler bu sinsi plan Haçlı-Sion ittifakı diyor.
Her iki dünya savaşlarından bir farkı, artık Rusya da bu işin içindedir.
Asıl hedef: Anadolu ve Türk varlığıdır.
Ve bu plan dört aşamalıdır:
Birincisi: ABD-İsrail yörüngesinde hareket edecek hükümetleri iş başına getirmek,
İkinci aşama: İş başına gelen hükümetler eliyle ve özelleştirme/yabancı sermaye adıyla sahip olunan kaynakların yönetimi ele geçirmek,
Üçüncü aşama: Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler denilerek bir olan ulusları etnik ve mezhepsel eksende ayrıştırıp birliği bozmak.
Son aşama:
“Birliğini kaybederek zayıflamış, kaynaklarını kaybederek yoksullaşmış ve borçlanmış, çocuklarını kaybederek gelecek umudunu yitirmiş, doğrudan iç savaşa tehdidi ile korkutulmuş ve sindirilmiş bir milleti başına gelebilecek her felakete razı etmektir”.
Türkiye halen bu son süreci yaşamaktadır.
Eğer bu siyaset değiştirilemez ise ülkemizde yaşanılacak olaylar şöyle sıralanacaktır:
Öncelikle anayasa değiştirilecektir.
‘İleri demokrasi’ adı altında insanlarımız etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırılması sürecektir.
Burada hedef Alevi kökenli kardeşlerimiz olacak, onlara sanki yeni haklar tanınıyormuş gibisinden mezheplere vurgu yapılmak suretiyle bu siyasetin geri dönülemez bir biçimde kökleşmesi sağlanacaktır.
İşte buna teo-strateji diyorlar; insanların inanç biçimleri üzerinde oynayarak bunu siyasi güce dönüştürmek…
Öte yanda…
PKK terör örgütü üzerinden Kürt kökenli insanlarımızın tıpkı son yüzyıldır yapıldığı gibi Kürt kimliğine vurgu yapılmaya devam edilecek;
Bu da Kürt sorununu çözmek için değil, aslında bu coğrafyada yaşayan Ermeni, Rum, Nasturi, Keldani, Yezidi, Asuri gibi dinsel ve mehsepsel farklıların öne çıkarılması sağlamak için yapılacaktır.
Bu çerçevede, sözde ‘İnsan hakları’ adı altında Kürt etnik kimliği üzerinden ülkemizin bir kısmında ayrı bir devlet yapısı ortaya çıkacaktır ki, zaten KCK anayasası önceden hazırlanmış fiilen de PKK terör örgütü eliyle halen uygulanmaktadır.
Bu noktada amaç; bölgedeki Ermeni çıkarları, onu takip eden diğer Nesturi, Keldani, Asuri gibi küçük grupların çıkarlarını Kürt kimliği altında örtülemek olacaktır.
Asıl amaç ise nihayetinde bu kimliklerle Sion-Haçlı ittifakının desteklenmesi olacaktır.
Bu neye yol açacaktır?
Başkanlığa, Başkanlık altında yapılacak yeni düzenlemelerle bir olan Türk Milletinin parça parça birbirinden koparılmasına(Not: Yıl 2017’dir)…
Türk ve Atatürk kavram ve değerlerinin yozlaştırılmasına, bu kavram ve değerlerin anayasadan çıkarılarak Anadolu’daki Türk hakimiyetinin silinmesi, unutturulmasına kadar bu iş gidecektir ki zaten Türkiye bunun işaretlerini yaşıyor.
Dahası…
‘Dinlerarası diyalog’ adı altında Anadolu’nun kapıları Haçlı misyonerliğine açılacaktır. Bunu Anadolu yaşayan Müslümanların Hıristiyanlaştırılmasına kadar giden bir süreç izleyecektir, belki yüz yıl sonra…
Tüm bunlara uygun olarak, ‘Özel okullar’ yeniden yapılandırılacak,
Cumhuriyet değerleri üzerinde yükselmesi gereken milli eğitimden uzaklaşılarak, çocuklarımızın akıl yönetimi ele geçirilecektir.
Amaç, Türk tarih ve kültürüne gelecek nesilleri yabancılaştırmak olacaktır.
Bu çerçevede özelleştirmeler sürecektir.
Devletin elinde millete ait hiçbir kaynak kalmayacak, bu kaynakların satışı ve %51 hisse devri yoluyla yönetimi Sion-Haçlı ittifakını yönetenlerin eline geçecektir.
Bankaların yabancılara satışı ve kredi kartları eliyle halkı boğazına kadar borçlandırma işleri sürecektir.
Devamında…
Millet git gide fakirleştirilecek ta ki sesi soluğu çıkmaz oluncaya kadar…
Şimdi bu sayılanlara Kıbrıs’ta Rumlar, Irak’ta Barzani, Kafkas’ta Ermeniler, Ege’de Yunanlıların tarihten gelen emelleri de eklenmelidir.
Bu bir kehanet değildir…
Tarihten ders çıkarıp geleceğe bakabilmek ve geleceği görebilmektir.
Ve şuan gidişat budur.
Şimdi madalyonun öbür yüzüne bakalım…
Türkiye bu küresel siyasetin peşinde sürüklenmek zorunda mıdır?
Hayır.
Her şeyden önce Türkiye çaresiz değildir.
Türkiye küresel güçlerin akıntısına kapılıp gidecek kadar zayıf ve güçsüz bir ülke de değildir.
Türkiye’nin insan ve ekonomik kaynakları vardır; genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir.
Türkiye’nin zengin kaynakları vardır.
Bölge coğrafyasının önemini ortaya koyan bir diğer husus ise insanlık uygarlığıyla birlikte dinlerin de bu coğrafyada doğmuş olmasıdır: Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık.
Yani Türkiye’nin dinler tarihinden aldığı güçler de vardır.
Öte yanda…
Türkiye, eski kıta olarak adlandırılan Asya, Afrika ve Avrupa’nın tam ortasındadır.
Her üç kıtanın geçiş yolları üzerinde bir köprüdür. Bu coğrafi durum Türkiye’ye stratejik güç kazandırmaktadır.
Türkiye’nin üç denizde kıyısı vardır; Ege, Akdeniz ve Karadeniz’i kontrol etmektedir.
İstanbul Boğazı başlı başına bir güçtür.
Bu haliyle Türkiye, dünyada yönetilen değil aksine yöneten bir güce sahiptir.
Ve Türk tarihi…
Adı sömürgeciler olarak bilinen İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya gibi Birinci Dünya Savaşı’nın süper güçlerine karşı girişilen savaştan bir tek Türk milleti galip çıkmıştır.
İşte bu görkemli Türk tarihi Türkiye’ye ayrı bir güç kazandırmaktadır.
Türkiye’nin gelinen noktada iki seçeneği vardır:
Ya Haçlı-Sion ittifakına teslim olmak ya da karşı çıkmak.
Teslimiyet bizim işimiz değildir.
Teslimiyet olursa eğer, Türk’ün bu siyasetin güdümünde yaşama şansı hiç yoktur çünkü bu siyaset tarihten gelen Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur.
Dolayısıyla biz Türk Milletin tek çıkış yolu vardır, o da bu siyasete karşı durmaktır ve onu etkisizleştirmektir.
Şimdi..
Günümüzde bu küresel siyasetin en güçlü dayanağı –ki bize göre en zayıf olanıdır- yüz yıldır süregelen Kürt Sorunu(?)’dur.
Bu küresel siyasetin elinden bu Kürt kartı alınmalıdır.
Bu mesele bir ‘ikinci sınıf vatandaşlık’ meselesi değildir.
Bu mesele beş yüz yıldır izlenen Osmanlı siyasetinin bir sonucudur:
Bu bir Kürt sorunu değil, yönetim sorunudur.
Eğer ki Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milletinin kesinkes varlığını ve bekasını hedef almış olan bu küresel Sion-Haçlı siyasetini çökertmek istiyorsa, işte önce düşmanın elindeki bu en zayıf halkayı çözmelidir.
Bunun da çözümü, istenirse eğer, zor değil aksine kolaydır; tarihimizde de bunun örnekleri vardır.
Örnek şudur:
Mustafa Kemal Atatürk’ün izlemiş olduğu dış politika, ekonomi ve siyasetin güncelleştirilerek uygulanması halinde, Türkiye uzun zamandır aramakta olduğu çıkış yolunu kolayca bulabilecektir.
Şimdi aynı yoldan daha güçlü bir şekilde yürümelidir Türkiye…
Türk Milletinin kaderini yine Türk Milleti tayin edecektir.
Çıkış yolumuz vardır, yeter ki alıp başına taç ettiği siyasi kişilerin ne göründüğüne değil izlediği siyasetin ne olduğuna bakıp kararını verebilsin.
Atatürk’ün ışığında verilecek bu kararın ülkemiz, milletimiz ve çocuklarımınız geleceğini aydınlatacağından da hiç şüphe olmasın.
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı Yazar



