Tarih

Yüzyılın Açılımı ‘Bedirhan’

Ahfadını bilir misiniz bilemem ama Bedirhan’ı Türkiye tanıyor olmalı; Göle’de adına açılmış İmam Hatip Lisesi var. Önemli bir isim çünkü önümüzdeki dönemde belki de teröre siyasi çözüm sürecinin baş aktörlerinden biri olabilir.

Bu aklımızda bulunsun.

Hatırlar mısınız, 31 Mart 2023 yerel seçimleri öncesinde çok sert çıkışlar yapılmış, çizgiyi aşan terör siyasetine ‘İstiyorsanız Kuzey Irak’ta Kürdistan var. Defol oraya gidin.’ denilmişti. Ama üç sonra iş değişti.

Aynı siyasetle aynı çıkışı yapanlar bu kez ‘defolun gidin’ dediği yere Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu göndermişti.

Hatırladınız mı bilmiyorum ama ajanslara konu olmuş, fırsatı havada bulan Mesud Barzani ajansı ekran ekran bu haberi yaymıştı, işte:

‘Kürdistan Parlamentosu tarafından Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’na seçilen Neçirvan Barzani yemin ederek göreve başladı. Törende yerli ve yabancı çok sayıda konuk hazır bulundu.

Başkent Erbil’deki Saad Abdullah Konferans Salonu’nda saat 11:00’de başlayan yemin töreni, ‘Kürdistan şehitleri’ için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Yemin programının öncesinde ‘Kürdistan şehitleri’ için saygı duruşuna Mesut Barzani, Neçirvan Barzani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da eşlik etmesi dikkat çekti.’

Bu ne anlama geliyordu, hiç düşündünüz mü?

En başta ‘bağımsızlık referandumu Türkiye’ye ihanettir’ deyip de Barzani’ye tavır alan aynı siyasetin keskin bir ‘U’ dönüşüyle sözde Kürdistan’ı tanıdığı anlamına geliyordu, ama gündem bile olmadı, üzerinde hiç tartışılmadı, unutuldu gitti.

Oysa biz unutmadık.

Çavuşoğlu’nun ta Erbil’e gidip saygı duruşunda bulunduğu Şemdinli Alan’da, Aktütün’de, Derecik’te, ‘biz Kürdistan’ı kuracağız’ diyerek askerimize, köyümüze köylümüze, karakollarımıza saldıranlar bunlardı, hiç unutamadık. Çoğunu yere serdiğimiz ama buna karşılık aynı mevzide olduğumuz 74 askerimizi şehit eden katiller de bunlar..

Şimdi diyorsanız ki Botan Emiri Bedirhan’la ne alaka?

Burada aynı yolun yolcularından bahsediyoruz; tarih kendinden ders almasını bilemeyenler için tekerrür ediyor. Bu topraklar öylesine güçlü ki derinliklerine gömülü olsa da hiçbir şey unutulamıyor.

Zaten kimileri de işi gücü bırakmış bugün ortaya çıkarak Anadolu tarihinin derinliğindeki bu eski defterleri açmaya çabalıyor, buradan sinsi bir çıkış yolu arıyor. Edebiyatta bu tarihsel psikoza nostalji deniliyor olsa da iş öyle değil.

Gerçek olan şu; Anadolu’da ancak gücü olan bayrak dalgalandırabiliyor, diğerleri o bayrak altında yaşamak durumunda kalıyor.

Ama tarihin köklerinden sinsi bir çıkış peşinde olanlar belki kendilerini farklı gördüklerinden, belki de daha güçlü gördüklerinden olsa gerek ‘acaba bir gün eskiye dönebilir miyiz’ hayaliyle fırsat kolluyorlar tıpkı Bizans’ın çocukları gibi.

Ve bugün…

Bakınız, son yüzyıllık siyasi Türk tarihi süreci bilinmezmiş gibi, Anadolu’da okullar açılıyor, adı değiştiriliyor, ‘Bedirhan Bey’ adı veriliyor, ‘Anadolu İmam Hatip Lisesi’ açılıyor.

Oysa yeni açılmış bir okul yok. Eskisinin adı değiştirilerek bu çıkışa resmi kimlik kazandırılıyor, bu da milli eğitim adına yapılıyor, sıra dışı protokol uygulanıyor. Bu da bize siyasi açılım sürecine daha o yıllarda kapı aralanmış hissini veriyor.

İşte, lisenin resmi web sayfasında yer alan tarihçesine not düşülmüş siyasi çıkışlar;

‘Okulumuz, Göle İlçe merkezinde 2011-2012 Eğitim-Öğretim yılında dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin ve Ardahan Ak Parti Milletvekili Prof. Dr. Sayın Orhan Atalay’ın katılımlarıyla açıldı.

Okulumuzun ismi 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında ‘Göle Bedirhan Bey Anadolu İmam-Hatip Lisesi’ olarak değiştirilmiş ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Sayın Nabi Avcı ile Ardahan Ak Parti Milletvekili Prof. Dr. Sayın Orhan Atalay’ın katılımlarıyla açılmış ve yeni binasında Eğitime-Öğretime başlamıştır.’

Şimdi birkaç söz etmeden geçemeyeceğiz…

Asıl konumuz bağlamında bir ön bilgi vermek gerekirse, bugün karşımızda duran bir Taşnak Hoybun örgütü var tıpkı terör örgütü PKK gibi. Bu örgünün bir kurucu lideri Vahan Papazyan var, 1915 Van isyanıyla Osmanlı’yı sırtından vuran Taşnak çetesinden.  

Diğeri Celadet Ali Bedirhan ise, Cumhuriyete karşı 1930 Ağrı isyanlarını tertipleyenler bunlar. İçlerinde Molla Mustafa Barzani de var, Dağlıca piyade bölüğümüze saldırıp askerlerimizi şehit eden.

Belki bir alaka olmayabilir ama en azından bilgimiz olsun; Celadet Ali, Bedirhan Bey’in torunu, Uğur Mumcu’nun kitabında adı geçen Emin Ali Bedirhan’ın oğludur.

Hatırlayalım:

‘(İngiliz istihbaratçısı) Noel, Bedirhanoğullarının Çarlık Rusya’sı ile de iş birliği yaptıklarını, ailenin en önemli adamının da Emin Ali Bedirhan olduğunu yazıyor. Bu sırada Fransız istihbaratı da boş durmayacak ve 1920 başlarında Bağdat’taki Yüksek Komiserliklerine Bedirhanoğlularıyla ilgili olarak şu bilgiyi ulaştıracaktı: Botan aşiretinden Bedirhan Ailesi(Zaho-Van arası), İngiliz ajanlarıyla anlaşmış ve İngiliz mandasını kabul etmiştir.’[1]

Uğur Mumcu

Şimdi Bedirhan’ı tanıyabiliriz..


[1] Mumcu, Kürt İslam ayaklanması, s. 9.

Bedirhan Bey, Çaldıran savaşı sonrası Osmanlı’nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kurduğu beyliklerden biri olan Cizre/ Botan Emiri’dir…

Osmanlı’nın Güneydoğu Anadolu’daki en güçlü emirliğidir.

Hüküm sürdüğü Cizre merkezinden başlayan uçsuz bucaksız köyler, köylüler ve topraklarıyla başlı başına bir güçtür. Düşününüz Revanduz merkezi Behdinan Emirliği kısa sürede yok olmuş gitmiş; Süleymaniyeli Baban unutulur olmuş ama Bedirhan’ın namı hala sürüyor.  

1846’da Osmanlı’ya isyan etti.

 İsyan bastırıldı. Ailesiyle birlikte Girit’in Kandiye şehrine sürgüne gönderildi.

Girit’te on sene kaldı. Sultan Abdulmecid’in son günlerinde affedildi. Sultan Abdülaziz zamanında Girit’ten İstanbul’a dönüşü sağlandı. Kaldığı konağın adı sonradan Darüşşafaka oldu. 1867’de Şam’a giderek ömrünün son iki yılını orada geçirdi; 1869’da vefat etti.

Perdeyi biraz açalım…

Cizre/Botan Beyliği’nin kuruluşuna zemin hazırlayan tarihsel süreç, iki Türk Beyi, Şah ile Sultan’ın Çaldıran Savaşı’yla başladı. Bölgedeki aşiretler bu dönemde bir devlet düzen ve yönetimine geçirildi.

İdris-i Bitlisi eliyle bölgenin yönetimi Beylik/Emirliklere bağlandı. Yarı göçebe aşiretler yerleşik bir devlet düzen ve yönetimine kavuşturuldu. Böylece Anadolu’nun doğusu üç yönetim şekline ayrıldı; Hükümetler, Yurtluk-Ocaklık ve Sancaklar. Bugün Amed adıyla yapılan açılım da işte bu süreçten geliyor.

Böylece Doğu Anadolu’da günümüze kadar uzanan yeni bir devir başladı; Mirler, Emirler, Ağalar, Beyler.. Botan beyliği böyle hayat buldu. Bedirhan’ın ‘Bey’ oluşu da bu tarihi süreçle ortaya çıktı…

Hakkında yapılmış az sayıdaki araştırmalar, Bedirhan’ın 15 yaşında Botan Beyi olduğunu gösteriyor.[1] Demin adı geçen oğlu Emin Bedirhan’a göre, 1806’da Cizre’de doğmuş.

Tıpkı Rus yazar Minorsky’nin Boht aşiretini Mir Abdulaziz’e bağlamış olduğu gibi, Bedirhan’ın soy geçmişi de Azizi, Aziziye veya Azizhan adıyla ün yapmış olan Botan beylerinin soyuna bağlanmış[2].

İşin gerçeği Cizre/Botan Emiri Bedirhan, Osmanlı’nın en güçlü beylerinden biriydi. Üstelik ayrılıkçı bir hedefi yoktu. 1846’daki isyana kadar hep Osmanlı’nın yanındaydı.

Peki neden o zaman Osmanlı bu beyliği yıktı diyorsanız…

Bu konuda farklı görüşler olsa da birleşilen nokta; tanzimat reformlarının bir sonucu olarak bu beyliklerin ortadan kaldırıldığı.

Bilal Şimşir doğrudan Tanzimat reformlarını işaret ediyor:

‘Tanzimat döneminde, Batı’dan örnek alınarak yapılmaya başlanan yeni idari düzenlemelerde ortaçağ kalıntısı şarklı derebeyliklere artık yer yoktu. Rumeli’de olsun, Anadolu’da olsun, irili ufaklı bütün derebey kalıntıları, ayanlıkları ortadan kaldırılacaktı. Devletin yasaları ülkenin her köşesinde geçerli olacak ve uygulanacaktı. Vücudunun değilse bile, nüfuzunun kırılıp ortadan kaldırılması gereken beylerden biri de Cizreli Bedirhan Bey idi.’ [3]

Buna karşın..

Bedirhan Bey hakkında yazılanların çoğu Ermenice düşünen kaynaklara ait.

Bunlar arasında önemli bir yere sahip olan Malmisanıj, bir gün mutlaka Türkiye’de teröre siyasi çözüm arayışlarının başlatılacağını öngörmüş olsa gerek ki, Bedirhan Bey’i Kürtçülüğün babası olarak gösteriyor.

Bakınız onu olağanüstü tasvirlerle nasıl süslüyor;

‘1835’te ‘Kürdistan Beyi olan Bedirhan Bey giderek güçlendi ve yörede etkinliği arttı. On iki yıl boyunca kendi adına hutbe okuttu. Chris Kutschera’nın değindiği gibi, Bedirhan Bey 19’ncu yüzyıl Kürdistan bağımsızlık hareketinin unutulmaz bir ‘kahramanı’ ve tarihin çok uzun bir kesitinde başkaca bir Kürt’e nasip olmayan bir biçimde Kürdistan’ın bunca geniş bölümünü egemenliği altına alabilmiş bir Kürt beyidir…Hatta bazı kaynaklara göre o, Cizre’de Kürt hükümeti bayrağı dalgalandırmıştı.’ [4]

Malmısanıj böyle diyor ama doğru değil!

Bugün Mesud Barzani’nin de diline doladığı sözüm ona bu Kürdistan bayrağı, 1927’de kurulan Taşnak Hoybun örgütünün ‘kurucu önder’lerinden Vahan Papazyan ile Celadet Ali Bedirhan’ın birlikte ürettiği bir semboldür.

Bu sembol Taşnakçılar eliyle 1930 Ağrı isyanlarında kullanılmış, ardından 1946’da Rusların kurduğu Mahabad Cumhuriyeti’ne aktarılmıştır. Yine Ruslar, küresel konjonktür değiştiğinde bu yapıyı yıkmış, derken Molla Mustafa oğlu Mesud’a bu sembolü aktarmasıyla günümüz Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin resmi sembolü haline gelmiştir.

Yani?

Bedirhan Bey ‘Kürtçülüğünün babası’ olarak gösteriliyor olsa da ayrılıkçı siyasi bir yanı olmadığı gibi günümüz terör elebaşlarıyla da siyasal hedefli bir bağı görünmüyor.  

Altan Tan dahi böyle bir iddiayı ileri sürmüyor. Tan, Bedirhan Bey’in Osmanlı’ya karşı çıkışını iki nedene bağlamış: ilki, Diyarbakır’a bağlı Cizre şehrinin 1843’te Bağdat’a bağlanışı nedeniyle çıkan ihtilaf; ikincisi ise Bedirhan Bey’in Hıristiyan Nesturileri katledişi üzerine Osmanlı ile arasında çıkan ihtilaf[5].

Haklı olarak diyeceksiniz ki amaçları ne?

Bu kalemler gerçeği olduğu gibi anlatıp kararı topluma bırakmak yerine bazı kişilikleri olduğunun çok ötesinde tasvir ederek toplumsal algıyı yönetiyor ve yönlendiriyorlar.

Amaç; Türk Tarihini manipüle ederek ayrılıkçı terör siyasetine güç kazandırabilmek.

Tutar mı derseniz, zor.

Ancak, Bedirhan Bey üzerinden, özellikle bugünkü siyasi sürece paralel olarak sosyal medyada ‘Kürt, Lider’ Kürdistan’ temalarıyla yapılan bu algı yönetimin sahne arkasında ne var, diyorsanız, perdeyi açalım..


[1] Mehmet Kemal Işık(Tori), ‘Ünlü Kürt Bilgin ve Birinci Kuşak Aydınlar’, s. 78, Sorun Yayınları, 2000.

[2] Malmisanıj, ‘Cizira Botanlı Bedirhaniler’, s. 55.

[3] Şimşir, ‘Kürtçülük’ s. 97.

[4] Malmisanıj, ‘Cizira Botanlı Bedirhaniler’, s. 55.

[5] Altan Tan, Kürt Sorunu: Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, s. 91.Timaş Yayınları, 2009.

Celile Celil; Siyasi Algı Yönetimi…

‘Bedirhan Bey hakkında yazılanlar Ermenice düşünen kaynaklara ait’ demiştim, ancak bunlar içinde öyle yazarlar var ki onların çabaları ‘kraldan çok kralcı’ gibi.

Bir örneği Celile Celil’dir; hem bu olayları anlatırken kullandığı dil ve üslup hem de bakış açısıyla incelenmeyi hak ediyor.

Türkiye’de ilk basımı Şubat 1992’de yapılan ‘XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler’ adlı üretimin sahibi Celile Celil, bu araştırmasının tamamını Botan, Soran ve Bedirhan beylerine ayırmış.

Bu kitabını, batılı kaynaklar bir yana, asıl olarak Rus, Ermeni ve Gürcü kaynaklarına dayandırmış.

Yani bu yazar ısrarla tarihsel olayları manipüle ederek bir Türk-Kürt savaşı olarak göstermeye ve algılatmaya çalışmış, işte ifadesi:

‘…Türk yönetiminden sadece Kürtler değil, aynı zamanda Araplar, Ermeniler, Asurlular gibi komşu halklar da memnun değildir… Kürtlerin doğal mücadelesi, merkezi Bohtan(Botan/Cizre) olan ciddi bir özgürlük hareketini yeniden canlandırdı. Bu hareketi Cizire’deki emir evinin reisi Bedirhan Bey yönetmiştir.’ [1]

Aslında bu haliyle bu Celil, Malmisanıj’ı anımsatıyor. Oldukça öngörülü olsa gerek ki Celadet Ali Bedirhan’la aynı yolu izleyerek Taşnak Hoybun’un yoluna taş döşemekle kalmıyor, haddini de aşarak Araplar, Ermeniler, Asurilere de yol gösteriyor tıpkı bugün yapılmakta olduğu gibi.

İşin aslı bu Celil’in kalemiyle olaylar öylesine çarpıtılıyor ki, olan biten her şey Ermeni-Kürt-Asur-Yezidi ittifak ekseninde tasvir ediliyor. Üstelik bunlar içinde olası bir ittifakın asıl hedefi de Türkler gösteriliyor. Bölgede sıkça görülen aşiret çekişmeleri ve aşiret ittifakları da doğasından öteye çekiştirilerek Türk’e karşı bir isyan olarak yansıtılıyor.

Ermenice kaynakları arkasına dayanak yapan Celil’in, Kürtlerle Ermenileri ‘kutsal birlik’ çatısı altında toparlayabilmek için işi makam ve mevkilere, evliliklere ve akrabalıklara dayatma çabası ise ilginç! Israrla Türk varlığını hedef gösterme çabası ise can sıkıcı; derdin ne diye sorası geliyor insanın.

Bakın ne demiş:

 ‘Hatta Bedirhan Bey’in Ermeniler ve Kürtler arasındaki nikahları ödüllendirdiğini de anlatırlar. Pek çok Ermeni’nin Bedirhan Bey’e katıldığı, onun güvenini kazanarak danışmanı olduğu bir gerçektir. Bu kişilerin adlarını Şahbazyan ve Alpoyacyan verir. Onlar arasında Türk ve diğer fatihlerin yok ettiği daha önceki soylardan halkların temsilcileri vardır. Örneğin Van şehrinden Stephan Manoglyan ve Oganes Çalktryan adlı Ermeniler Bedirhan Beyin danışmanlarıdır. Başkaleli Mir Marto, Bedirhan beyin müfrezelerinden birinin önderidir.’ [2]

Dedim ya bu Celil çok öngörülü; hedefi olduğumuz terör eylemlerinin arka planına ve Türk Milletine karşı kurulan Haçlı ittifakına tarihsel dayanak bulabilmek için epey uğraşmış.

Baksanıza üretim kitapta ‘Kürt önderi, ortak isyan, Kürdistan, kutsal birlik’ diyor, bir büyük Ermenistan demediği kalmış, işte:

 ‘…Kürt önderleri Türkiye’ye karşı ortak bir isyan çıkarmak, Kürdistan’ı kurtarmak ve farklı bir bağımsız devlet kurmak için ‘kutsal bir birlik’ oluşturdular. [3]’

Şimdi işin aslına gelelim…

Bu Celil’in Asurlular diye söz ettiği, 1924’te Hakkari bölgesinde Cumhuriyet’e karşı ilk isyanı çıkaran Nesturilerdir.

Anadolu’nun bu kadim topluluğu, Ruslar ve İngilizler tarafından ‘size bir devlet kuracağız’ diyerek kışkırtılmış, böylece bir yanda Van’da Ermeniler isyan ederken Nesturiler de Van-Hakkari hattında isyana kalkışarak bu küresel tuzağa düşürülmüştür.

Şimdi bu Celil’de görebildiğimiz, farklı etnisitelerden yola çıkarak Türk Milletine karşı bir Haçlı ittifakı kurulabilir mi, neden bu arayış içine düşmüş olduğudur.

Öte yanda..

Bugün terör siyasetinin, talihsiz bir şekilde adına Kürt denilmiş isyanları sahiplenme çabalarını anlayabiliyoruz; kendilerine tarihsel dayanak arıyorlar.

Bununla birlikte bir olan Türk Milletinin ayrıştırabilmek hatta bir adım ötesi çatıştırabilmek için böylesi ısrarlı bir çabaya düşülmesini anlamakta zorluk çekiyoruz.

Örneğin Altan Tan’ın Kürt Sorunu adlı kitabında, sözüm ona Kürt sorunu anlatılıyor ancak Ermenileri öne çıkarılırken, aynı anda ittifak vurgusu da yapılıyor, bir bakınız:

‘Bedirhan Bey’in çocukları ve torunları Avrupa’nın değişik şehirleriyle İstanbul’da çok iyi eğitim gördüler. Aile, 20’nci yüzyılda Kürt siyasi ve edebi hayatında önemli roller oynadı. Nesturiler ve Yezidilere karşı savaşan Bedirhan Bey’in Ermenilerle ilişkilerinin dostane olduğu ve ordusunda hatırı sayılır sayıda Ermeni bulunduğu rivayet edilmektedir. Bedirhan Bey döneminde İstanbul’daki Ermeniler, Ermeni Patriği başta olmak üzere Osmanlı Padişahı’na yakın bir siyaset izlerken, Kürtlerle iç içe yaşayan Ermeniler Kürt beyleriyle ittifaktan yana bir tavır içindeydiler.’[4]

Şimdi..

Altan Tan’ın, Osmanlı’nın Doğu Anadolu’da en güçlü beyi Bedirhan üzerine söylenebilecek onca şey var iken tutup da Ermenilerle yan yana getirme çabası yeni yüzyıla teröre siyasi çözümle giriş yapmak gibi anlaşılıyorsa eğer, bu doğrudur. Bize Garo Paylan’ı  anımsatıyor..

Hatırlar mısınız, Türk Milletini Ermeni soykırımıyla alçakça itham etmiş, ardından da Gazi Meclis’e bu konuda kanun teklifi vermişti.  

Ekranlar üzerinden tanık olduğum bu cürete karşı, ‘Son Tezgah’[5] adlı kitapta Türk tarihine not düşerek sordum:

‘Düşününüz –hangi devlet olursa olsun- Çanakkale’de bir ölüm kalım savaşı içindeyken Doğu cephesinde sırtınızdan vurmaya kalkışılırsa, bugün Uganda dahi olsa bir savunma refleksi göstereceğinden hiç kuşku yoktur.

Osmanlı da harp koşullarında olması gereken refleksi göstermiş ve 27 Mayıs 1915’te, günümüzde hala konuşulan Ermeni tehcir kararını almıştır.  Bu kararla, Rus işgaline karşı harekatı zorlaştırdıkları, halka saldırdıkları ve isyancılara yataklık ettikleri gerekçesiyle Ermenilerin yerleri değiştirilmiştir.

Bu, Osmanlı toprakları içinde zorunlu bir yer değiştirmedir.

Hal ve durum böyle iken, ‘Kürt sorunu’ var diyerek Kürt kardeşlerimizi peşinden sürüklemeye çabalayan ve Gazi Meclis’te Türk Milleti adına vekillik yapan HDP Milletvekili Garo Paylan’ın gündeme düşen kanun teklifine ne demeli?

Bu teklifte bulunmaya, hiçbir çekinge duymaksızın ‘sözde soykırım’ iddialarına alenen ve resmen destek vermeye, sırtını dayadığı hangi güçle cüret edebilmiştir?

Bu küstahlık -her şeyden önce- söz konusu isyanda katledilen binlerce Kürt kardeşimizin geride bırakmış olduğu acılı ailelerine saygısızlıktır.

Ekmediği yediği, suyunu içtiği, cebindeki parayı bile vergileriyle ödeyen Türk Milleti’ne borçlu olan bu saygısızlıkta öte, nankörlüktür.

Düşünebiliyor musunuz, Kürtlerin savunucusuyum diyerek Taşnakçı terör örgütünün güdümünde bir parti kuracaksın, ama onları savunmak yerine katlini seyredeceksin üstelik bir de dünyanın en aşağılık insanlık suçuyla itham edeceksin! 

Zaten tüm dünya ardı ardına sözde soykırım kararlarını alırken, sen kalkacak ‘soykırım kabul edilmelidir’ diyeceksin! 

Bu yapılanın kanun teklifinden öte, bir yanda Ermenilerin zaten var olan toprak ve tazminat taleplerine destek vermek, öte yanda seçimleri(2023) bu siyaset lehine manipüle etmek anlamında olduğunu bu milletin görmeyeceği mi sanılıyor?

Elbette, Paylan’ın tetiklediği bu provokasyon yapılan boşa değildir. Yapılanın çok ötesinde daha başka bir nedeni vardır. Ancak bu ülke böylesi bir riyakarlık, bunun üzerinden ortaya çıkan böylesi bir bukalemun siyasetine hiç tanık olmamıştır’.

Hep aynı bağlamda…

Bugünlerde sıkça duyuyoruz, ‘PKK eşittir Kürt’, diyenler varmış.

Bu alçakça yaftalamayı yapanlara da bir çift sözümüz var: Pkk, Siyonist Taşnak Pontus’un İmralı’da vücut bulmuş halidir, Kürt değil!

Bu algı operasyonlarının tıpkısının aynısını terör örgütü Pkk da yapmıştı.

Açılım süreçlerinde köylere şehirlere girip çoluk çocuk ne varsa dağa kaldırmıştı.

Hatırlayınız, Habur Vakası sonrasında Diyarbakır’da teröristler tarafından meydanlara sürüklenen halkımızı..

Hatırlayınız, Cizre’de, Şırnak’da üzerinde ‘intikam’ yazılı tişörtlerle resmi geçit görünümünde elini kolunu sallaya sallaya geçiş yapan teröristleri; hatırlayınız, sokak sokak döşenen mayınları, tuzakları, EYP[6]’leri..

Ve hatırlayınız, bu teröristlerin siyasetin güdümünde kasıtlı olarak şehir merkezlerine yuvalanışını, karşı operasyonda yaşamını yitiren insanlarımızı ve şehit düşen 754 vatan evladını..

Yani?

Türkiye’yi bugünlere sürükleyen yüzyıllık bir resmi çizebilmek için halkaları tek tek birbirine bağlamak gerekiyor; neticede bu bir kitap, yüzyıllık bir tarihi bugün yaşanan teröre siyasi çözüm arayışlarına bağlayarak bir çırpıda gözler önüne serebilmek kolay olmuyor..

Saymayınız Botan, Baban ve Soran isyanlarını hepsi Çaldıran’ın bir sonucu olarak güç kazanmış feodal beyliklerdi, isyan dedikleri de Osmanlı ile aralarında geçen güç savaşından öte değildi.  

Ancak…

Bu güç çekişmelerinin isyan olarak nitelenmesi bir yanda Türk Milleti hafızasında olumsuz algıya yol açmış, öte yanda Türk Milletinin evlatları haksız bir biçimde zan altına düşürülmüştür.

Oysaki binlerce kitap sayfalarına yazılmış bu isyanların hiçbirinde ayrılıkçı bir hedef yoktur, siyasal Kürtçülük ise hiç yoktur.

Vardı diyorsanız eğer, önce büründüğü kılığa değil özüne bakmalı…

Neyse, biz konumuza devam edelim..


[1] Celile Celil, ‘XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler’, s. 127.

[2] Age, s. 132.

[3] Celil, ‘XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler’, s. 129.

[4] Tan, ‘Kürt Sorunu’, s. 93.

[5] Erdal Sarızeybek, Kod 2023 Son Tezgah, 2022, Destek Yayınları

[6] EYP: El Yapımı Patlayıcı.

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, araştırmacı yazar. Terör ve siyaset üzerine yayımlanmış 16 eseri bulunmaktadır.
Başa dön tuşu